Zaman makinesine binip doksanların sonuna ışınlansaydık, cebimizdeki tek bir Amerikan dolarının bugün hayal bile edemeyeceğimiz bir Türk Lirası karşılığı olduğunu görürdük. 1998 yılının ocak ayında 1 dolar ortalama 210.000 lira civarında işlem görürken, yıl sonuna doğru bu rakam tırmanışa geçerek 310.000 lira sınırını aşmıştı. Devasa sıfırların hayatımızın olağan bir parçası olduğu o dönemde, döviz kurlarındaki bu tırmanış aslında yaklaşan büyük ekonomik fırtınaların ve yapısal krizlerin en net habercisiydi.

1998 Yılının Ekonomik ve Politik Arka Planı: Enflasyonun Gölgesinde Bir Ülke

Türkiye Cumhuriyeti ekonomisi, 1990'lı yılların boyunca kronikleşmiş yüksek enflasyon sarmalından bir türlü kurtulamamıştı. 1998 yılına gelindiğinde, yıllık enflasyon oranları yüzde seksenli seviyelerde seyrediyor, bu da Türk Lirasının alım gücünü her geçen gün eritiyordu. Siyasi istikrarsızlıklar, koalisyon hükümetlerinin getirdiği karar alma mekanizmalarındaki yavaşlık ve bütçe açıkları, döviz piyasalarındaki tansiyonu sürekli yüksek tutuyordu. Merkez Bankası rezervleri üzerindeki baskı artarken, dış ticaret açığı da ülkenin döviz ihtiyacını her geçen gün körüklüyordu. O dönemde küresel piyasalarda yaşanan Asya Krizi gibi dış şoklar da gelişmekte olan piyasaları vurmuş, Türkiye gibi kırılgan ekonomilerin sermaye çıkışlarıyla sarsılmasına zemin hazırlamıştı. Piyasalar, her sabah ilan edilen gösterge kurlarla güne başlarken, döviz büfelerinin önündeki kuyruklar vatandaşların tasarruflarını koruma refleksinin en somut göstergesi haline gelmişti. Enflasyon endeksli fiyat artışları, maaş zamları ile temel tüketim maddeleri arasındaki makası sürekli açıyor, orta sınıfın alım gücü her ay biraz daha eriyordu.

Döviz Kurlarındaki Değişim Mekanizması: Doksanlarda Kur Nasıl Belirleniyordu?

Bugünkü esnek döviz kuru rejiminin aksine, 1998 yılında Türkiye'de farklı bir para politikası işleyişi hâkimdi. O yıllarda Merkez Bankası günlük döviz kurlarını açıklarken piyasadaki arz ve talep dengelerini gözetiyor, ancak serbest piyasa ile resmi kur arasında zaman zaman belirgin makaslar oluşabiliyordu. Bankalararası piyasada işlemler yoğun bir şekilde gerçekleştiriliyor, ithalatçılar ve ihracatçılar kur riskinden korunmak için dönemin enstrümanlarını kullanmaya çalışıyordu. Enflasyon muhasebesinin henüz konuşulmadığı, maliyetlerin günlük olarak güncellendiği bu sistemde şirketler bilanço yönetiminde adeta akrobatik hareketler sergilemek zorunda kalıyordu. Döviz kurlarının tırmanışı, dış borçlanma maliyetlerini doğrudan yukarı çekiyor, kamunun borç servis yükünü her geçen gün katlıyordu. Hükümetler enflasyonu düşürmek amacıyla çeşitli istikrar programları denese de, bu programlar genellikle kalıcı bir reform içermediği için döviz talebini durdurmaya yetmiyordu. Serbest piyasadaki döviz büroları, TCMB'nin açıkladığı referans fiyatların üzerinde işlem yaparak gerçek piyasa değerini yansıtıyor ve vatandaşlar birikimlerini vadeli TL hesapları yerine döviz mevduatlarında tutmayı bir hayatta kalma stratejisi olarak görüyordu.

Somut Bir Örnek: 1998'de 100 Doların ve Asgari Ücretin Satın Alma Gücü

1998 yılının ortalarında elinde 100 Amerikan doları olan bir vatandaş, bozdurduğu bu dövizle yaklaşık 25 milyon ile 27 milyon Türk Lirası arasında bir meblağ elde ediyordu. O dönemin net asgari ücreti ise yaklaşık 20 milyon lira civarındaydı; yani 100 dolar, bir çalışan neredeyse bir aylık asgari ücretinden daha fazla bir değere tekabül ediyordu. Bu çarpıcı oran, döviz bazlı varlıkların ne kadar güçlü bir koruma kalkanı olduğunu net bir şekilde gözler önüne seriyor. Örneğin, o yıl büyük şehirlerdeki standart bir dairenin kira bedeli veya orta segment bir ithal ev eşyasının fiyatı doğrudan döviz kuruna endeksli olmasa bile kur artışlarıyla paralel olarak anında güncelleniyordu. Bir aile market alışverişine çıktığında sepetini doldururken etiketlerin haftalık değil neredeyse günlük değiştiğine şahit oluyordu. İşte bu ekonomik iklim, Türk toplumunun hafızasında dövizi sadece bir yatırım aracı değil, aynı zamanda geleceğe dönük en güvenli finansal sığınak olarak kodlanmasına yol açtı.