İçindekiler
- 1. Osmanlı Yıkımının Hafızası ve Aktif Tarafsızlığın Doğuşu
- 2. Savaş Dışı Kalma Stratejisi Aşama Aşama Nasıl İşledi?
- 3. Yenice Tren Garında Devlerin Satranç Hamlesi
- 4. Uzmanların 2. Dünya Savaşı ve Türkiye Yorumları
- 5. Sıkça Sorulan Sorular
- 6. Büyük Güçlerin Kıskacındaki Bir Ülke İçin En Doğru Hamle Tarafsızlık mıydı, Yoksa Türkiye Erken Bir Müdahaleyle Savaş Sonrası Dünyada Çok Daha Farklı Bir Konum Elde Edebilir miydi?
Dünya üzerindeki yetmiş milyon insanın hayatını kaybettiği ve devasa imparatorlukların haritalardan silindiği İkinci Dünya Savaşı boyunca, Balkanlar'dan Kafkaslar'a kadar her taraf alev alev yanarken Türkiye tek bir askerini dahi cephede kaybetmedi. Bu mucizevi diplomatik başarının arkasındaki baş aktör, Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının ardından cumhurbaşkanlığı makamına geçen İsmet İnönü idi. Dönemin başbakanları Refik Saydam ve Şükrü Saracoğlu ile birlikte İnönü, ülkeyi küresel yıkımın tam ortasında tarafsız tutmayı başardı.
Osmanlı Yıkımının Hafızası ve Aktif Tarafsızlığın Doğuşu
Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’ndaki tutumunu anlayabilmek için öncelikle Birinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı mirasını ve Kurtuluş Savaşı’nın bıraktığı derin izleri hatırlamak gerekir. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti henüz gençti; sanayisi emekleme aşamasındaydı, ordusunun teçhizatı yetersizdi ve halk uzun yıllar süren harp yıllarının yorgunluğunu üzerinden atamamıştı. Mustafa Kemal Atatürk’ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesini devletin temeline yerleştiren Ankara yönetimi, küresel bir çatışmanın yıkım getireceğinin farkındaydı. 1938 yılında Atatürk’ün vefatıyla cumhurbaşkanlığına seçilen İsmet İnönü, Lozan Antlaşması'ndaki çetin müzakere tecrübesiyle bilinen muazzam bir diplomattı. İnönü’nün temel stratejisi, devleti savaşın dışında tutarak yeni rejimi korumaktı. Ankara, yaklaşan felaketi önceden sezerek adımlarını hesaplı attı. Müttefiklerin ve Miğfer devletlerinin üzerindeki yoğun baskısına rağmen, Türk hariciyesi pasif bir izleyici olmak yerine, güç dengelerini sürekli tartan son derece esnek ve proaktif bir tarafsızlık politikası inşa etti.
Savaş Dışı Kalma Stratejisi Aşama Aşama Nasıl İşledi?
Türkiye'nin İkinci Dünya Savaşı'nda uyguladığı diplomatik denge politikası, adeta ince elenip sık dokunmuş karmaşık bir mekanizmaydı. Bu sürecin adımları şöyle şekillendi:
İlk Aşama: Müttefiklerle İttifak ve Karşılıklı Güvence. Savaşın hemen başında, 1939 yılında Türkiye; İngiltere ve Fransa ile Üçlü İttifak Antlaşması’nı imzaladı. Böylece Akdeniz’deki olası bir tehdide karşı diplomatik bir kalkan oluşturuldu.
İkinci Aşama: Alman İlerlemesi ve Saldırmazlık Paktı. Almanya’nın Balkanlar’ı işgal edip Türk sınırına dayanması üzerine strateji tazelendi. 1941 yılında Nazi Almanya’sı ile Türk-Alman Saldırmazlık Paktı imzalanarak muhtemel bir işgal tehlikesi bertaraf edildi.
Üçüncü Aşama: Stratejik Hammadde Ticareti ve Denge. Müttefikler ile Miğfer devletleri arasındaki rekabet ekonomik alana taşındı. Türkiye, savaş sanayisi için hayati önem taşıyan krom madenini her iki tarafa da kontrollü biçimde satarak ekonomik ve siyasi baskıları dengeledi.
Dördüncü Aşama: Oyalama Diplomasisi. İnönü ve ekibi, savaşa girmek için Türkiye’ye baskı yapan taraflara sürekli şartlar koştu. Modern silah ve teçhizat yardımı yapılmadan ordunun savaşa giremeyeceğini savunarak aylarca zaman kazandılar.
Son Aşama: Zamanında Atılan Adım. Savaşın sonu kesinleştiğinde, Birleşmiş Milletler’in kurucu üyeleri arasında yer alabilmek amacıyla Türkiye, 1945 yılının Şubat ayında Almanya ve Japonya’ya kağıt üzerinde savaş ilan etti.
Yenice Tren Garında Devlerin Satranç Hamlesi
İsmet İnönü’nün uyguladığı bu soğukkanlı diplomasinin en somut ve tarihi örneği 1943 yılındaki Adana Görüşmeleri sırasında yaşandı. İngiltere Başbakanı Winston Churchill, Türkiye’yi Müttefikler safında savaşa sokmak amacıyla Mersin’in Yenice beldesinde İsmet İnönü ile bir araya geldi. Churchill, İngiliz ordusunun tüm imkanlarını vaat ederek Türkiye’nin Balkanlar üzerinden bir cephe açmasını talep ediyordu. Karşısında ise savaşa girmemekte kararlı bir devlet adamı vardı. İnönü, Churchill’in coşkulu ve baskıcı söylemlerine karşı muazzam bir soğukkanlılıkla yanıt verdi. Türk ordusunun teçhizat eksikliğini gösteren detaylı raporları masaya koydu ve Sovyet tehdidine dikkat çekti. Görüşmeler boyunca zaman kazanan İnönü, Churchill’e görünürde 'evet' deyip şartların oluşmadığını kanıtlayarak masadan tek bir Türk askerini dahi tehlikeye atmadan kalkmayı başardı.
Uzmanların 2. Dünya Savaşı ve Türkiye Yorumları
Tarihçiler ve uluslararası ilişkiler uzmanları, İsmet İnönü’nün 2. Dünya Savaşı boyunca uyguladığı jeopolitik stratejiyi Türk diplomasisinin en büyük başarılarından biri olarak değerlendirir. Prof. Dr. İlber Ortaylı ve Edward Weisband gibi önemli akademisyenler, Türkiye’nin izlediği "aktif tarafsızlık" politikasının basit bir çekimserlik değil, son derece hassas bir denge oyunu olduğunu vurgular.
Uzmanlara göre İnönü, hem Müttefiklerin hem de Mihver devletlerinin yoğun baskılarına rağmen ülkeyi çatışmanın dışında tutmayı başarmıştır. Müttefiklerin savaşa girme talepleri ile Almanya’nın saldırmazlık teklifleri arasında mekik dokuyan Ankara, orduyu savaşa hazır tutarken ekonomik imkânları son sınırına kadar zorlamıştır. Savaşın son aylarında, Şubat 1945'te Almanya ve Japonya'ya savaş ilan edilmesi ise tamamen yeni kurulacak olan Birleşmiş Milletler yapısında kurucu üye sıfatı kazanmaya yönelik sembolik ve stratejik bir hamle olarak kabul edilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Türkiye 2. Dünya Savaşı'nda neden tarafsız kalmayı tercih etti?
Türkiye, henüz 1920'lerde tamamlanan Kurtuluş Savaşı'nın getirdiği yıkıcı ekonomik ve insani kayıpların yaralarını sarmaya çalışıyordu. Genç cumhuriyetin sanayileşme, eğitim ve altyapı hamleleri devam ederken yeni bir küresel felakete sürüklenmesi, devletin varlığını doğrudan tehlikeye atabilirdi. İsmet İnönü ve kurmay kadrosu, Atatürk’ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesini temel alarak askeri ve ekonomik yetersizlikler nedeniyle savaştan uzak durmayı hayati bir zorunluluk olarak görmüştür.
İsmet İnönü savaş boyunca Türkiye'yi tek başına mı yönetti?
Hayır, İsmet İnönü Cumhurbaşkanı ve "Milli Şef" sıfatıyla nihai karar mercii olsa da süreç kolektif bir devlet aklıyla yürütüldü. Dönemin Başbakanları Refik Saydam ve Şükrü Saracoğlu ile Dışişleri Bakanı Numan Menemencioğlu bu stratejinin uygulayıcıları oldu. Özellikle Numan Menemencioğlu'nun yürüttüğü mekik diplomasisi, Türkiye'nin Müttefik ve Mihver güçleri arasında dengede kalmasında ve Alman baskısına karşı koymasında belirleyici bir rol oynamıştır.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.