Kozmolojik evrenin sınırlarını zorlayan milyarlarca galaksi ve kara delik gerçeği karşısında, kutsal metinlerin yedi kat sema tasviri insan zihnini hep meşgul etmiştir. Doğrudan meseleye girersek; İslam inancında Yaratıcı, mekândan münezzehtir, yani hiçbir fiziksel mekânla kuşatılamaz; lâkin Kelâmullah ve sahih nebevî rivayetler, O'nun yüceliğinin ve saltanatının mecazi yahut hakiki manada en üst makamda, yani arş üzerinde ve yedinci semanın ötesinde tecelli ettiğini açıkça bildirir.

Göklerin Katmanları: Tarihsel ve Kelami Arka Plan

İslam ilim geleneğinde sema kavramı, sadece fiziksel atmosfer tabakalarını ifade etmez. Asr-ı saadet döneminden bu yana müfessirler, ayetlerde geçen yedi kat gök ifadesini hem kozmik bir gerçeklik hem de manevi birer mertebe olarak ele almışlardır. Kur'an-ı Kerim'de Mülk ve Nuh sureleri başta olmak üzere pek çok yerde göklerin tabaka tabaka yaratıldığına dikkat çekilir. Selef-i salihîn dönemindeki âlimler, bu ayetleri tefsir ederken lafzın zahirine sadık kalmış, ancak Allah'ın zatının mekânla sınırlı olmadığını, "istivâ" kavramının akılla kavranamayacak bir yücelik ifade ettiğini vurgulamışlardır. Mu'tezile gibi bazı kelam ekolleri ise bu ifadeleri tamamen mecazi yorumlayarak Allah'ın her yerde ilmiyle var olduğunu savunmuş, ancak Ehl-i Sünnet çizgisi hem ayetlerin lafzî delaletini korumuş hem de tecsim (Cisimleştirme) sapkınlığından uzak durmuştur. Miraç gecesi Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Burak ile Mescid-i Aksa'dan başlayıp sidretü'l-müntehâya ve yedinci kat semaya kadar yükselmesi, bu katmanların sadece teorik birer kavram olmadığını, fiziksel ve ruhî bir boyuta sahip bulunduğunu gösteren en büyük tarihi ve dini münkirdir.

Semaların Ötesindeki Hakikat: Akli ve Nakli Delillerin İşleyiş Mekanizması

Bu meseleyi idrak etmek için naklî delillerin akılla nasıl harmanlandığına adım adım bakmak gerekir. İlk olarak, Kur'an-ı Kerim'de geçen "Rahmân arşa istivâ etti" ayetleri temel alınır. İstivâ kelimesi lugatta yükselmek, egemenlik kurmak manalarına gelir; Ehl-i Sünnet inancına göre bu hal, Yaratıcı'nın mahlûkatına benzemeksizin kendi şanına yaraşır bir yükseklikte bulunmasıdır. İkinci aşamada, Hz. Peygamber'in miracında geçen gök kapılarının açılması ve her semada bir peygamberle karşılaşılması vakası incelenir. Cebrail aleyhisselam ile birlikte gök kapılarını çalan Peygamberimiz, her bir katmanın kendine has melekler topluluğunu ve nizamını müşahede etmiştir. Üçüncü aşamada ise, hadislerde zikredilen "Zât-ı İlahî'nin arş üzerinde olması" meselesi, insan idrakinin acziyeti çerçevesinde ele alınır. İnsan beyni üç boyutlu uzaya mahkûm olduğu için, yedinci kat semanın ötesindeki gayb âlemini tam anlamıyla ihata edemez. Bu yüzden selef âlimleri "Nasıl olduğunu sormayın, keyfiyeti meçhuldür, iman etmek vaciptir" düsturunu benimsemiştir. Son aşamada ise, Allah'ın ilmiyle her yerde nazır ve nâzır olması ile zatının yüceliği arasındaki ince denge kurulur. Zat itibarıyla en üstte ve semaların ötesinde olan Yaratıcı, sıfatları ve kudretiyle atomun içindeki kuarktan kainatın ucundaki süpernovaya kadar her an kâinatı sevk ve idare etmektedir.

Miraç Hadisesi Işığında Somut Bir İnceleme: Yedinci Katın Ötesi

Bu hakikati zihinlerde somutlaştırmak adına Miraç gecesi yaşananları bir vaka çalışması gibi ele alabiliriz. Kaynakların ittifakıyla Hz. Muhammed, Mekke'den Kudüs'e, ardından melekler eşliğinde sırasıyla birinci semadan yedinci semaya kadar çıkarılmıştır. Her sema geçişinde bekçi meleklerin "Kim o?" sorusu ve "Cebrail ve beraberinde Muhammed" cevabı, sema tabakalarının sadece geçilen boşluklar olmadığını, sıkı bir nizam ve idari düzene sahip âlemler olduğunu kanıtlar. Yedinci semaya ulaşıldığında Hz. İbrahim ile görüşülmüş, ardından tüm mahlûkatın sınır noktası olan Sidretü'l-Müntehâ'ya varılmıştır. Bu nokta, yaratılmış olan hiçbir varlığın geçemediği son sınırdır. Bu mini vakada görüldüğü üzere, Allah Teâlâ mahlûkatın içine hulûs etmez; aksine mahlûkatın en son sınırının bittiği yerde, yani arşın üzerinde, kendi yüceliğiyle kâinatı kuşatmıştır. Bu durum, göklerin ve yerin sahibinin mutlak aşkınlığını, evrene müdahale eden ama evrenin maddesiyle özdeşleşmeyen eşsiz bir kudret olduğunu net bir şekilde gözler önüne serer.

Uzmanlar Bu Konuda Ne Diyor?

İslam ilim tarihi boyunca âlimler ve kelam bilginleri, "Allah 7 kat semadadır" şeklindeki ifadelere yaklaşırken metinlerin zahiri (dış görünüşü) ile hakiki anlamı arasında hassas bir denge kurmuşlardır. Ehl-i sünnet âlimlerinin büyük çoğunluğuna göre, Yaratıcı mekândan münezzehtir; yani O, fiziksel bir mekânla, yönle veya belirli bir gök katıyla sınırlandırılamaz. Kuran-ı Kerim'de ve sahih hadislerde geçen göklerle ilgili ifadeler, genellikle Yüce Allah'ın azametini, yüceliğini ve kudretini ifade etmek için kullanılan mecazi veya mecaz-mürsel türünden anlatımlardır. Örneğin, Mülk Suresi'nde geçen ifadeler veya Miraç hadisesi, O'nun yaratılmışlar gibi bir adreste ikamet ettiğini değil, aksine evrenin mutlak hâkimi ve yöneticisi olduğunu vurgular.

Modern dönem İslam felsefesi ve kelam araştırmacıları da bu görüşü destekleyerek, mekân kavramının sadece madde âlemine ait bir özellik olduğunu belirtmektedirler. Allah, evreni ve mekânı yaratan olduğuna göre, yarattığı bir şeyin içine hapsolması veya belirli bir katmanda yer alması teolojik olarak imkânsızdır. Uzmanlar, bu tür hassas dini konular ele alınırken ayetlerin bütüncül bir yaklaşımla, Arap dilinin kuralları ve İslam inancının temel ilkeleri çerçevesinde anlaşılması gerektiğinin altını çizmektedirler. Selef âlimlerinin bir kısmı bu konudaki ayetleri tevil etmeden (açıklamaya çalışmadan) nasıl geldiyse öyle kabul etmiş, halef âlimleri ise yanlış anlaşılmaları önlemek adına bu ifadeleri Allah'ın şanına yaraşır şekilde yorumlamışlardır.

Sıkça Sorulan Sorular

Allah gökte midir yoksa her yerde hazır ve nazır mıdır?

Bu soru, İslam düşünce tarihinde en çok tartışılan konulardan biridir. Klasik kelam inancına göre Allah, zatı itibarıyla mekândan münezzehtir ve hiçbir yere sığmaz; çünkü mekânı yaratan O'dur. Ancak ilmi, iradesi, görmesi ve işitmesi ile her yerde hazır ve nazırdır. Bazı ayetlerde geçen "Arş'a istiva etti" ifadesi, fiziksel bir oturma veya yukarıda bir yerde bulunma anlamında değil, mutlak hükümranlık, egemenlik ve idare kurma anlamında tefsir edilir.

Miraç olayında Hz. Muhammed'in gök katlarına yükselmesi Allah'ın orada olduğunu mu gösterir?

Hayır, Miraç mucizesi Allah'ın bir mekânda bulunduğunu kanıtlamaz. Hz. Muhammed'in (s.a.v.) yedi kat semayı aşarak sidretü'l-müntehaya ve daha ötesine yükselmesi, Peygamber Efendimizin makamının yüceltilmesi, ilahi âlemlere şahit tutulması ve Yaratıcı'nın benzersiz kudret delillerini yerinde görmesi maksadıyla gerçekleşmiştir. Bu yolculuk, beşeri algının ötesindeki boyutları ve manevi mertebeleri aşma sürecidir, yoksa ilahi zatın belirli bir fiziksel koordinatta ziyaret edilmesi anlamına gelmez.

Acaba insan zihni, sonsuzluğu ve mekânsızlığı kavrayamadığı için mi Yaratıcı'yı hep yukarıda, gökyüzünde hayal etme eğilimindedir?