"Allah Arşın Üstünde mi?" Meselesinin Kelâmî ve Akidevi Temelleri (Birinci Bölüm)
İslam düşünce tarihi boyunca Müslümanlar arasında üzerinde en çok durulan, derinlemesine tahlil edilen ve farklı metodolojik yaklaşımlarla ele alınan konulardan biri de Yaratıcı'nın mekânla ilişkisi, özellikle de "Allah Arş'ın üstünde mi?" sorusudur.
Kur'an'daki Ayetler ve "İstivâ" Kavramı
İslam inancında Allah Teâlâ'nın sıfatları ve zatı hakkındaki görüşler, tamamen vahiy kaynaklı metinlere dayandırılır. Konunun merkezinde Kur'an-ı Kerim'de yer alan ve aralarında Yunus Suresi 3. ayet ile Tâhâ Suresi 5. ayetinin de bulunduğu "istivâ" kavramı geçer.
"Rahmân, Arş üzerine istivâ etmiştir." (Tâhâ, 20:5)
Bu ayette geçen istivâ kelimesi, kelami ve edebi açıdan farklı ekoller tarafından değişik şekillerde yorumlanmıştır:
Selef-i Salihîn ve Ehl-i Sünnet’in Bir Kısmı (Tahkik/İspat Yolu): Ayetlerde geçen bu ifadeyi manasını tahrif etmeden, reddetmeden veya mahiyetini (nasıl olduğunu) sorgulamadan, Allah'ın Yüceliğine yaraşır bir şekilde kabul etmişlerdir.
Onlara göre Allah, zatı ile yaratılmışlarından ayrıdır ve Arş'ın üzerindedir; ancak buradaki "üstünde olma" durumu beşeri anlamda bir mekân tutma veya fiziksel bir oturma şeklinde asla düşünülemez. Kelâm Âlimleri (Maturidilik ve Eşarilik): Allah'ın mekândan, yönden ve cisim olmaktan münezzeh (uzak) olduğunu savunmuşlardır.
Bu ekollere göre Arş kelimesi ve istivâ tabiri mecazi anlamlar içerir. İstivâ, Allah'ın mülkü ve kâinatı üzerindeki mutlak hâkimiyeti, kudreti ve saltanatı olarak tevil edilmiştir.
Mekândan Münezzeh Olma İlkesi
İslam inanç esaslarının temelini oluşturan Tevhid inancı, Allah'ın hiçbir sonradan yaratılmış şeye benzemediğini ("Lâ leyse kemislihi şey'") vurgular.
Mekân, zaman ve yönler sonradan yaratılmıştır (muhdes).
Yaratıcının bir mekânla kuşatılması veya bir yönde (örneğin yukarıda) sınırlandırılması, O'nu sonradan yarattığı mahlûkata benzer kılar ki bu aklen ve naklen imkânsızdır.
Dolayısıyla "Allah Arş'ın üstündedir" ifadesi coğrafi ya da fiziksel bir yukarı olma anlamında değil, hükümranlık, yücelik (uluhiyet mertebesi) ve azamet anlamında değerlendirilmelidir.
Bu kavramsal ayrım, İslam bilginleri arasında yüzyıllardır süregelen hassas bir ilmi müzakere alanı olmaya devam etmiş; her iki yaklaşım da kendi delillerini Kur'an, sünnet ve akli argümanlarla temellendirmeye çalışmıştır.
Bu konunun devamında, Ehl-i Sünnet içerisindeki Selefi ve Kelami yaklaşımların detaylı karşılaştırmasını incelemek ister misiniz?
İlmî ve Kelâmî Yaklaşımlar
İslâm düşünce tarihinde "Arş" ve "istivâ" kavramları ele alınırken, metinlerin zâhirî anlamları ile ilâhî aşkınlık (tenzih) ilkeleri arasında dengeli bir yaklaşım benimsenmiştir.
Selef ve Halef Metotlarının Değerlendirmesi
Bu konudaki âyet ve hadislerin yorumunda iki temel yaklaşım öne çıkar:
Selef Mezhebi: Âyetlerin vechini ve zâhirini, Allah’ın şanına yakışır şekilde kabul eder;
"Nasıl?" ve "Nerede?" sorusunu sorarak nitelendirmeden (bilâ keyf) uzak durur. Arş üzerindeki istivâyı, O’nun yüceliğine ve azametine havale eder. Halef (Kelâm) Mezhebi: İnsan zihninin mekân algısıyla düşünmesini engellemek amacıyla müteşâbih (benzeşen) nitelikteki bu ifadeleri mecazi veya tefsiri anlamlarla açıklamıştır. Buna göre "istivâ", saltanatın, mutlak hükümranlığın ve kudretin tahtı üzerinde egemenlik kurması manasına gelir.
Sonuç: Kulun Sorumluluğu
Sonuç olarak, Allah Teâlâ'nın Arş üzerinde nasıl bir konumda bulunduğunu maddesel boyutlarla düşünmek yanıltıcıdır.
"O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş üzerine istivâ edendir. Yere gireni, andan çıkanı, gökten ineni ve oraya çıkanı bilir. Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir."
(Hadîd, 4)
Hangi kelâmî ekolün yaklaşımı size daha anlaşılır ve tatmin edici geliyor?
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.