İnsanoğlu var olduğu günden bu yana, gökyüzüne bakarak, kalbindeki derin sızıları ve en gizli arzuları fısıldayarak Yaratıcı ile bağ kurmaya çalışmıştır. Bu bağın en temel ve teselli edici unsurlarından biri, hiç şüphesiz Yaratıcı'nın kulunu işittiği inancıdır. "Allah bizi nasıl işitir?" sorusu, hem felsefi hem de kelami açıdan insan zihnini en çok meşgul eden, aynı zamanda ruha en büyük huzuru veren meselelerin başında gelir. Bu sorunun cevabını ararken, öncelikle beşeri kulaklarımızın ve ses mekanizmalarımızın ötesine geçmemiz, ilahi sıfatların ve kudretin doğasını kavramamız gerekir.

1. Beşeri İşitmeden İlahi Sem' Sıfatına Geçiş

Biz insanlar, kulak adı verilen etten ve kemikten, kulak zarından, sıvı dalgalarından ve sinir uçlarından oluşan fiziksel bir sistemle işitiriz. Ses, havada yayılan moleküler titreşimlerdir ve bir kaynağa, bir ortama ve mesafeye ihtiyaç duyar. İnsan kulağı belirli bir frekans aralığındaki (genellikle 20 ile 20.000 Hertz arası) sesleri duyabilir; bu sınırların dışındaki fısıltılar, evrendeki sessiz çığlıklar veya atom altı parçacıkların hareketleri bizim için yok hükmündedir.

Ancak Yaratıcı söz konusu olduğunda, bu fiziksel ve sınırlı formüller tamamen geçersiz kalır. İslam akaidinde ve kelâm ilminde Allah Teâlâ'nın sıfatları incelenirken, O’nun Sem' (İşitmek) sıfatı hiçbir organa, kulağa, söze, frekansa veya araca ihtiyaç duymaksızın gerçekleşen mutlak bir idrak olarak tanımlanır.

  • Allah'ın işitmesi sonradan edinilmiş veya bir yolla irtibatlandırılmış değildir.

  • O, uzaktakini duyup yakındakini kaçıran ya da aynı anda birden fazla ses konuştuğunda diğeriyle karıştıran bir zaaftan tamamen münezzehtir.

  • O'nun işitmesi, zatının ezelî ve ebedî bir gerekliliğidir; yani kâinattaki her şey O'nun ilim ve kudret daireSinin içindedir.

2. Kur'an-ı Kerim'de Sem' Sıfatı ve Duaların Karşılığı

Kur'an-ı Kerim, Allah'ın işitme sıfatını sıklıkla Basar (Görme) sıfatı ile birlikte ve "Semiî-Alîm" (İşiten ve Bilen) ya da "Semiî-Basîr" (İşiten ve Gören) isimleriyle zikreder. Bu birliktelik, O'nun işitmesinin sadece bir ses dalgasını algılamak değil, aynı zamanda o sesin arkasındaki niyeti, kalbin atışını ve ruhun halini eksiksiz bilmek anlamına geldiğini gösterir.

"O, göklerin ve yerin gaybını bilir. Söylediklerinizi de, kalplerinizde sakladıklarınızı da hakkıyla bilendir." (Mülk Suresi, 13)

Bu ayet bize göstermektedir ki, Allah'ın bizi işitmesi için mutlaka sesli bir kelime telaffuz etmemiz şart değildir. Kalbin en derin köşesinde saklanan, dile dökülemeyen, hatta sahibinin bile henüz tam olarak kelimelere döşeyemediği en mahrem arzular ve korkular, ilahi sem' sıfatının ve ilminin kuşatması altındadır. Gece yarısı karanlığında, kimsenin duymadığı bir odada gözyaşı döken bir kulun iç çekişi, O'nun katında en gür sesli haykırıştan daha net bir şekilde yankılanır.

3. Aynı Anda Milyonlarca Sesi Duymak: İlahi Kuşatıcılık

İnsan beyni aynı anda konuşan iki kişinin bile sözlerini ayırt etmekte zorlanabilir; odaklanma gerektirir. Fakat Allah’ın işitmesi için böyle bir sıra (ardışıklık) veya sıraya koyma zorunluluğu yoktur.

  • Dünyanın bir ucunda O'na el açan mazlumun duası,

  • Diğer ucunda rızkını arayan karıncanın ayak sesi,

  • Uzayın derinliklerindeki sessizlik,

  • Ve milyonlarca insanın aynı anda farklı dillerde, farklı kalplerle ettiği dualar...

Hepsi O'nun için tek bir "an"da ve tek bir "nokta"da duyulur. Hiçbir ses diğerine karışıp gürültü oluşturmaz; hiçbir fısıltı O'nun dikkatinden kaçacak kadar küçük değildir. Allah, deryalar içindeki tek bir balığın solungaç hareketini nasıl görüyorsa, zihnimizden geçen geçici bir düşünceyi ve o düşüncenin sesini de aynı mükemmellikle işitir.

Bu konunun devamında, kalpteki sessiz yakarışların felsefi boyutu, "Kâlû Belâ" meclisinden bugüne uzanan ses algısı ve mutlak adaletin tecellisi açısından işitme sıfatının insan psikolojisine etkileri ele alınacaktır.