Allah Gökte Demek Küfür mü? İslami Açıdan Mekân Kavramı ve İtikadi Yaklaşımlar (Bölüm 1)

İslam düşünce tarihinde ve kelam ilminde en çok tartışılarak ince eleyip sık dokunan konulardan biri, Yaratıcı'nın sıfatları ve O'nun herhangi bir mekânla ilişkisinin olup olmadığı meselesidir. Günlük hayatta zaman zaman halk arasında duyulan "Yukarıda Allah var" ya da "Allah gökte" gibi ifadelerin itikadi (inançsal) açıdan ne anlama geldiği, İslam âlimleri tarafından detaylıca ele alınmıştır. Bu konuyu doğru anlayabilmek için öncelikle Ehl-i Sünnet akidesindeki temel prensipleri, ayetlerin yorumlanma (tevil) usullerini ve halkın niyet ile kurduğu cümleler arasındaki ince çizgiyi irdelemek gerekir.

1. Kelam İlmindeki Temel İlke: Mekânsal Tenzih

İslam inancına göre Allahu Teâlâ, sonradan yaratılmış olan hiçbir şeye benzemez (İhlas Suresi'nde yer alan "Kufuven ahad" prensibi). Zaman ve mekân kavramları da mahlûktur (yani Allah tarafından sonradan yaratılmıştır).

  • Mekândan Münezzeh Olmak: Allah'ın bir mekânla sınırlı olmadığını, yukarıda, aşağıda, gökte veya herhangi bir maddesel adresle kuşatılamayacağını ifade eder.

  • Klasik kelam âlimlerinin çoğunluğuna (örneğin İmam Maturidi ve Eşari ekolüne) göre, Allah'a maddî bir mekân izafe etmek veya O'nu gökte fiziksel olarak oturur/durur gibi düşünmek inanca zarar veren tehlikeli bir yaklaşımdır.

"O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir." (Şûrâ Suresi, 11) ayeti, Yaratıcı'nın yaratılmışların özelliklerinden tamamen uzak olduğunu net bir şekilde ortaya koyar.

2. Ayet ve Hadislerin Zahiri ile Tevili Arasındaki Farklar

Kur'an-ı Kerim'de veya bazı hadislerde geçen "istiva" (Arş'a yönelme/Hükümranlık kurma) ya da göğe işaret eden bazı ifade kalıpları bulunmaktadır. Selef âlimleri bu tür ayetleri mahiyetini Allah'a havale ederek ve kelime anlamını kurcalamadan "nasıl geldiyse öyle" iman etmeyi seçerken, sonraki dönem müfessir ve kelamcıları (Halef alimleri) bu ifadelerin Arap dilindeki mecaz sanatları, ululuk ve kudret makamı çerçevesinde tevil edilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Örneğin, "göklerde ve yerdedir" denildiğinde kastedilen şeyin fiziksel bir varlık konumu değil, O'nun ilminin, kudretinin ve egemenliğinin tüm kâinatı kuşatmış olması şeklinde anlaşılması gerektiği vurgulanmıştır.

Devam eden bölümde, halk dilinde kullanılan bu tarz tabirlerin tekfir (kafir sayma) açısından niyetle ilişkisini ve fıkhi mezheplerin bu konudaki ortak hükümlerini ele alacağız.

Bu konuyla ilgili merak ettiğiniz veya açılmasını istediğiniz alt başlık var mı?

İslam Alimlerinin Görüşleri ve Hüküm

Ehl-i Sünnet akidesinde temel kural, Allah Teâlâ'nın mekândan, yönden, cisim olmaktan ve mahlûkata mahsus özelliklerden tamamen münezzeh olmasıdır. Ayet ve hadislerde geçen "gök" veya "arş" gibi ifadeler, hakiki bir mekân belirtmekten ziyade O'nun azametini ve yüceliğini ifade etmek için mecazi olarak (tevil ile) yorumlanmıştır.

Temel Esaslar ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

  • Cisimlendirme Tehlikesi: Allah'a fiziksel bir yön veya mekân atfetmek Ehl-i Sünnet inancına aykırıdır; ancak İslam âlimlerinin büyük çoğunluğu, cehalet veya hatayla bu tür ifadeleri kullanan kişilerin hemen tekfir edilemeyeceğini (kâfir sayılmayacağını) belirtmiştir.

  • Niyet ve Kast: Bir Müslümanın bu sözü söylerken inancının ne olduğu büyük önem taşır. Eğer kişi, Allah'ın yüceliğini ve şanını kastederek halk dilindeki bir tabiri kullanıyorsa bu durum küfür olarak değerlendirilmez.

  • Lafzi Dikkat: Dinî tabirlerde hassas davranmak, akideyi zedeleyecek ve yanlış anlaşılmaya müsait tabirlerden kaçınmak her Müslüman için en güvenli yoldur.

Özetle: "Allah gökte" demek, kastedilen manaya ve kişinin niyetine göre değerlendirilir. Âlimler, niyet kâfirlik olmadıkça ve tevil imkânı varken Müslümanlar hakkında tekfir hükmü vermekten imtina etmişlerdir. Doğru olan, O'nu mekândan münezzeh bilmek ve ayetleri İslam'ın genel akaid kaidelerine uygun şekilde anlamaktır.

Hangi durumlarda kullanılan ifadelerin tevil edilmesi gerektiği hakkında daha fazla bilgi ister misiniz?