Giriş: İnsani Soruların İlâhî Sınırları

İnsan, zihinsel ve duygusal olarak kendi varlık koşullarıyla sınırlı bir varlıktır. Sevincini, kederini, hayal kırıklığını ve hüsranını biyolojik ve psikolojik bir altyapı üzerinde deneyimler. Bu durum, ister istemez aşkın olanı yani Yaratıcı'yı anlamlandırma çabasında da kendini gösterir. Tarih boyunca insan zihni, en zorlu ve en hassas sorulardan biriyle sık sık karşılaşmıştır: "Allah hiç üzülür mü?" Bu soru, ilk bakışta saf bir merak ürünü gibi görünse de, aslında insanın Yaratıcı ile kurduğu bağın niteliğini, O'nun sıfatlarını ve evrene müdahale biçimini çözme arzusunun bir yansımasıdır.

Kelam İlmi ve Tenzih İlkesi

İslam kelam geleneklerinde ve genel teolojik formülasyonda, Allah’ın insani duygulardan münezzeh olduğu ilkesi merkezi bir yere sahiptir. "Tenzih" kavramı, Yaratıcı’yı yaratılmışların hiçbir özelliğine ortak etmemek, O’nu her türlü eksiklikten, acziyetten ve değişimden uzak tutmak anlamına gelir.

Üzüntü (hüzün), felsefi ve psikolojik olarak incelendiğinde şu unsurları barındırır:

  • Bir arzu veya beklentinin karşılanamaması

  • Kontrol dışı olumsuz bir durum karşısında çaresizlik hissi

  • Ruhsal dengenin bozulması ve psikolojik bir yıpranma

Yüce Allah ise her şeyi bilen (Alîm), her şeye gücü yeten (Kadir) ve iradesine hiçbir sınır konulamayan mutlak varlıktır. O’nun için "gerçekleşmeyen bir arzu" veya "geleceğe dair bir endişe" söz konusu olamaz. Dolayısıyla, insan kalbinin daralmasına ve gözünün yaşarmasına yol açan o yakıcı hüzün hissi, ilâhî zata atfedilemez çünkü bu durum bir noksanlık göstergesidir.

"O, gözleri idrak eder; fakat gözler O'nu idrak edemez. O, latiftir, her şeyden haberdardır." (En'âm Suresi, 103)

Metaforik Anlatımlar ve İlâhî Gazap-Rıza Dengesi

Kur'an-ı Kerim ve hadis literatüründe bazen Yaratıcı'nın gazabından, hoşnutsuzluğundan veya sevgisinden bahsedilir. Örneğin, kulun günah işlemesi ya da haksızlığa uğraması karşısında ilâhî iradenin memnuniyetsizliği ifade edilir. Ancak kelam âlimleri, bu tür ifadelerin mecazi (istiare veya tevcih) olduğunu, insan zihninin anlaması için ilâhî hakikatlerin beşeri dillere tercüme edildiğini vurgulamışlardır.

Allah’ın "gazabı" intikam alma veya ruhsal bir öfke patlaması değil; adaletin ve kuralın tecelli etmesidir. Benzer şekilde, ilâhî "razı olmayış" veya memnuniyetsizlik de insanın yaşadığı türden bir psikolojik üzüntü veya depresif hüzün anlamına gelmez. O, hikmetin gereği olarak kötülüğü istemez, ancak bu durum O'nun Zât'ında bir eksilmeye veya kedere sebep olmaz.

Devam edecek...