"Allah'ı Kim Yarattı?" Sorusunun Felsefi ve Mantıksal Analizi

İnsan zihni, yaratılışı gereği etrafındaki her şeyi bir nedene ve başlangıca bağlama eğilimindedir. Gördüğümüz, dokunduğumuz veya algıladığımız her nesnenin, her olayın bir sebebi vardır. Bu nedensellik ilkesi, tarih boyunca insanları büyük sorular sormaya yöneltmiştir. Bu soruların en sık karşılaşılanlarından biri de "Her şeyi Allah yarattıysa, Allah'ı kim yarattı?" sorusudur. İlk bakışta mantıklı bir zincirleme merak gibi duran bu soru, hem kelami hem de felsefi açıdan derinlemesine incelenmeyi hak eden klasik bir zihin egzersizidir.

Nedensellik İlkesi ve Sınırları

Günlük hayatta deneyimlediğimiz evren, tamamen bir "başlangıç" ve "son" kanununa tabidir. Doğarız, büyücez, yaşlanırız; binalar inşa edilir, makineler üretilir ve her eserin bir sanatçısı bulunur. Evrendeki bu düzen, insan aklına otomatik olarak şu kuralı yerleştirir: "Her eserin bir usta, her başlangıcın bir başlatıcı olmalıdır."

Ancak felsefi ve mantıksal açıdan bakıldığında, nedensellik ilkesi evrenin içindeki nesneler ve olaylar için geçerlidir. Evrenin ve zamanın kendisini yaratan bir Yaratıcı'yı, yine evrenin içerisindeki fiziksel kurallarla veya "üretilme" mantığıyla açıklamak kategorik bir hata (felsefede kategori hatası) olarak değerlendirilir.

Sonsuz Silsile (Regressus Ad Infinitum) Çıkmazı

Eğer "Allah'ı kim yarattı?" sorusuna bir cevap olarak O'nu da yaratan başka bir varlık olduğunu iddia edersek, mantıksal olarak bu sefer o ikinci varlığı kimin yarattığı sorulmalı ve bu zincir mantıken sonsuza kadar gitmelidir.

Sonsuz silsile, felsefede ve mantıkta bir argümanın tıkanma noktasıdır. Eğer bir başlangıç noktası (ilk muharrik / ilk hareket ettirici) kabul edilmezse, hiçbir şeyin var olması mümkün olamaz. Tren vagonları gibidir; arkadaki vagonu önündeki çeker, onun önündekini de diğeri... Eğer en başta çeken, bağımsız ve lokomotif görevi gören bir güç olmasaydı, arkadaki hiçbir vagon hareket edemezdi. Dolayısıyla mantık, zincirin bir yerde "başlangıcı olmayan bir başlangıç" ile sonlanmasını zorunlu kılar.

Yaratıcı Kavramının Doğası

İslam inancında ve kelam ilmînde Allah, Vacibü'l-vücud (varlığı zorunlu olan, var olmak için başkasına ihtiyaç duymayan) olarak tanımlanır. Evren ise Mümkünü'l-vücud (varlığı da yokluğu da mümkün olan, var olmak için bir sebebe ihtiyaç duyan) kategorisindedir.

  • Yaratılan (Mahluk): Sonradan var olmuştur (hadis), zamana ve mekana bağımlıdır, bir başlangıcı ve sonu vardır.

  • Yaratıcı (Hâlık): Ezelî ve ebedîdir. Yani başlangıcı ve sonu yoktur. Zamanı ve mekânı yaratan O'dur; dolayısıyla Kendisi zamanın ve mekânın kurallarına bağlı olamaz.

Bir varlığın "Yaratıcı" sıfatına sahip olabilmesi için, her şeyden münezzeh, sınırsız güç sahibi ve kendi kendine kaim (Samed) olması şarttır. Eğer Yaratıcı da bir başka güç tarafından yaratılmış olsaydı, o zaman o da "yaratılmış" yani aciz bir varlık olurdu ki, bu durum tanım gereği çelişkidir. İhlas Suresi'nde bu gerçek en kısa ve net özetle şöyle ifade edilir: O doğmamıştır ve doğrulmamıştır.

Bu konuyu derinlemesine inceleyen ve farklı bakış açıları sunan Bilim Adamı ve Felsefeciden "Allah'ı Kim Yarattı?" Sorusuna Cevap içeriğini inceleyebilirsiniz.

Bu video, bahsi geçen felsefi ve mantıksal sorulara bilim insanları ile felsefecilerin getirdiği perspektifleri anlamak için faydalı bir rehber sunmaktadır.

Akli ve Mantıksal Bir Zorunluluk: İlk Sebep

"Bütün varlıkları Allah yarattıysa, Allah’ı kim yarattı?" sorusu, insan zihninin sebep-sonuç ilişkisine dayanan çalışma mekanizmasından kaynaklanır. Günlük hayatta gördüğümüz her nesnenin, her binanın ya da her canlı eserinin bir yapımcısı veya sebebi vardır. Ancak bu mantığı evrenin Yaratıcısına uyarlamak, mantıksal bir çelişkiyi (tenakuz) beraberinde getirir.

Eğer Allah’ın da bir yaratanı olduğu iddia edilirse, bu durum mantıksal bir zincirlemeleme yaratır: O ikinci yaratıcıyı kim yarattı? Onu kim yarattı? Bu soru silsilesi sonsuza kadar gider ki felsefede ve kelam ilminde buna "teselsül" denir. Sonsuza giden bir "yaratıcılar zinciri" ise aklen imkansızdır; çünkü başlangıcı olmayan bir zincirde ne bugüne ulaşılabilir ne də varlık sahnesine çıkılabilir.

Neden "Başlangıcı Olmayan" Bir Varlık Olmalıdır?

  • Yaratıcı ve Yaratılmış Farkı: Yaratılan varlıklar (mahlûkat) sonradan var olur, zamana ve mekana bağımlıdır, eksiktir ve bir sebebe muhtaçtır. Oysa Yaratıcı sıfatı gereği, varlığı kendinden olan, başlangıcı (ezelî) ve sonu olmayan, hiçbir şeye muhtaç olmayan (Samed) makamdadır.

  • Zincirin Son Durağı: Mantık bize, arkaya doğru uzanan bunedenler zincirinin bir yerde durması gerektiğini söyler. Her şeyi başlatan, kendisi yaratılmamış ama her şeyi yaratan "İlk Sebep" (Illiyet İlkesi) olmaksızın evrendeki hiçbir varlık açıklanamaz.

"De ki: O, Allah’tır, tektir. Allah sameddir (her şey O’na muhtaçtır, O hiçbir şeye muhtaç değildir). O doğurmamıştır ve doğmamıştır. Hiçbir şey O’na denk değildir." (İhlâs Suresi, 1-4)

Sonuç olarak; Yaratıcı kavramının tanımı gereği O, "yaratılan" kategorisine giremez. Zira bir varlık hem her şeyi yaratan sonsuz kudret sahibi hem de sonradan yaratılmış bir aciz olamaz. Bu nedenle Allah, ezeli ve ebedi hakikattir; O’nu "kimin yarattığı" sorusu ise tanım ve mantık bakımından geçersizdir.