İlahi Rahmetin Sonsuzluğu ve Kulun Acziyeti

Hadis-i şeriflerde tasvir edilen bu uzun soluklu diyalog, insan fıtratının zaaflarını ama aynı zamanda Yaratıcı'nın katındaki sonsuz merhameti gözler önüne seren en çarpıcı tablolardan biridir. Cehennemden emekleyerek ve sürünerek çıkan bu son insan, Cennet'in kapısına vardığında gördüğü ihtişam karşısında adeta büyülenir. Herkesin yerini çoktan aldığını, kendisine geriye neredeyse hiçbir yer kalmadığını düşünerek hayret ve mahcubiyet içinde kalır.

Sonsuz İkram ve İlahi Tebessüm

Yüce Allah, kulunun bu samimi ve biraz da safiyane şaşkınlığına mukabil ona dünya ve içindekilerin katbekat fazlasını, hatta "dünyanın on katını" bağışlar. Kul, bu muazzam ikram karşısında sevinçle dolup taşar ve nihayet cennetindeki makamına yerleşir. Rivayet zincirinde yer alan sahabî Abdullah İbn Mesûd (r.a.), bu hadisi naklederken ve gülerken, Peygamber Efendimiz'in de (s.a.v.) aynı şekilde mübarek dişleri görünene kadar tebessüm ettiğini belirtmiştir. Hz. Peygamber, bu durumun cennet ehlinin en alt derecesi olduğunu, buna rağmen kulun yaşadığı memnuniyetin ve ilahi lütfun büyüklüğünü ifade etmiştir.

Sonuç olarak; cennete en son giren kişinin kıssası, hiçbir immanın zayi olmayacağını, kalbinde zerre kadar inanç taşıyan herkesin sonunda rahmete kavuşacağını müjdeleyen en umut verici ilahi tablolardan biridir.