Dünyada Allah'ı Gören Var mı? – Teolojik ve Felsefi Bir İnceleme (1. Bölüm)
İnsanlık tarihi boyunca zihni meşgul eden en temel metafizik sorulardan biri, Yaratıcı'nın idrak sınırlarıyla ilgilidir. Sınırlı bir varlık olan insanın, sınırsız ve maddî kayıtlardan münezzeh olan Yaratıcı'yı duyularıyla algılayıp algılayamayacağı meselesi, kelam ilminde (İslam teolojisinde) geniş yankı bulmuştur. "Dünyada Allah'ı gören var mı?"
1. Kur'an-ı Kerim'in Delilleri ve Temel Kaide
İslam inanç esaslarına göre, dünya hayatında hiçbir insan Allah'ı fiziksel gözle göremez. Bu durum, En'âm Suresi 103. ayette şu şekilde net bir ifadeyle yer alır:
"Gözler O'nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder. O, latiftir, her şeyden haberdardır."
Bu ayetteki "idrak" kavramı, İslam alimlerinin çoğunluğu tarafından "kuşatmak, sınırlamak ve görmek" anlamlarında yorumlanmıştır. Madde alemine ve mekân kayıtlarına hapsolmuş olan insan gözü, nurani ve cismani olmayan bir varlığı kuşatabilecek kapasiteye sahip değildir.
2. Hz. Musa ve "Rüya" Talebi
Kur'an'da bu konunun en somut örneği, A'râf Suresi 143. ayetinde geçen Hz.
"Sen beni asla göremezsin! Fakat dağa bak; eğer o yerinde durabilirse sen de beni görebilirsin."
İmkan Tartışması:
Kelam alimleri bu ayeti değerlendirirken, Hz. Musa'nın caiz (aklen mümkün) bir şey istediğini, çünkü peygamberlerin imkansız bir şeyi talep etmeyeceğini belirtmişlerdir. Dünya Şartları:
Dağın tecelli karşısında paramparça olması, dünya fizik kanunlarının ve insan bünyesinin bu mutlak tecelliyi kaldırmaya yetmeyeceğinin en büyük kanıtı olarak sunulmuştur.
3. Miraç Hadisesi ve Hz. Muhammed'in Durumu
Dünyada rüyet (Allah'ı görmek) konusundaki en büyük istisnai tartışma, Hz.
Sahabe İhtilafı: Hz.
Aişe validemiz, Peygamber Efendimiz'in dünyadayken Allah'ı gözüyle görmediğini, bu iddiada bulunanların hatalı olduğunu rivayet etmiştir. Farklı Boyut: İbn Abbas gibi bazı sahabiler ve sonrasındaki ehl-i sünnet alimleri ise (örneğin İmam-ı Rabbani), Miraç gecesinde gerçekleşen olayın dünya mekanından ve zamanından sıyrılarak (ahiret boyutuna benzer bir idrak vasıtasıyla) gerçekleştiğini, dolayısıyla bunun alışılagelmiş bir "dünya gözüyle görme" kategorisinde değerlendirilemeyeceğini ifade etmişlerdir.
Bu konunun devamında, ahiretteki rüyet (cennette Allah'ın görülmesi) inancını ve felsefi ekollerin bu konuya yaklaşımını incelemek ister misiniz?
İslam Düşüncesinde Ru'yetullah ve Manevi İdrak
İslam kelam geleneğinde Allah’ın görülmesi meselesi, yani Ru’yetullah, asırlar boyunca derin felsefi ve ilahi tartışmalara konu olmuştur. Tefsir ve kelam alimlerinin büyük bir çoğunluğu, bu dünyada maddi gözlerle Tanrı’yı görmenin imkansızlığı konusunda hemfikirdir. Kur'an-ı Kerim’de yer alan "Gözler O’nu idrak edemez, fakat O gözleri idrak eder" (En'âm, 103) ayeti, beşeri görme duyusunun sınırlılığını ve ilahi varlığın kuşatılamaz mahiyetini açıkça ortaya koyar.
Bununla birlikte, tasavvuf ve irfan geleneğinde "görmek" kavramı fiziksel bir eylemden ziyade manevi bir idrak ve basiret olarak ele alınır. Sufiler, kalbin basiret gözüyle gerçekleşen tecellileri ve manevi müşahedeleri "görmek" olarak adlandırmışlardır. Nitekim Hz. Ali’nin "Görmediğim Rabb’e ibadet etmem" sözü, fiziksel bir görmeyi değil; kalbi bir yakini, şüphesiz bir iman ve ihsan makamını ifade eder. İhsan kavramı, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) tanımıyla "Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etmek" esasına dayanır. Buradaki incelik, gözün görmesi değil, ruhun ve aklın yaratıcının varlığını her an hissetmesidir.
Ahiret hayatındaki durum ise bu dünya koşullarından tamamen ayrı tutulur. Ehli Sünnet alimlerinin hakim görüşüne göre, cennet ehli için vaat edilen en büyük nimet Allah’ı zamandan ve mekandan münezzeh olarak görmektir. Ancak bu ru'yet, dünyadaki optik ve fiziki yasalarla kaim olan bir görme biçimi değildir. İnsan bedeninin ve algısının ahiret boyutunda geçireceği başkalaşım sayesinde gerçekleşecek ilahi bir lütuftur.
Özetlemek gerekirse, mülk aleminde—yani yaşadığımız bu maddi dünyada—hiç kimse Allah’ı baş gözüyle görmemiştir. Hz. Musa’nın Tur Dağı’ndaki talebi ve sonrasında yaşanan tecelli, insan biyolojisinin ve zihninin bu tecelliyi dünyadayken kaldıramayacağını net bir şekilde göstermiştir. Ancak insan, kainattaki nizamı, yaratılıştaki incelikleri ve kendi iç dünyasındaki işaretleri okuyarak Basîr olan Yaratıcı'nın varlığını manevi bir basiretle idrak etme imkanına her zaman sahiptir.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.