İçindekiler
Toplumda yaygın bir şehir efsanesi vardır: Eşler altı ay ya da bir yıl boyunca yan yana gelmezse evlilik kendiliğinden sona erer. Oysa geleneksel fıkıh külliyatına bakıldığında, fiziki mesafe ne kadar uzarsa uzasın veya süre ne kadar geçerse geçsin, sırf zamanın akışıyla bir nikâh asla kendiliğinden düşmez. Nikâh akdi, belirli prosedürler ve irade beyanları olmadan fesh olunmayan hukuki bir bağdır. Ayrılık süresinin evliliğe etkisi ise zamandan ziyade eşlerin bu süreçteki tutumlarına dayanır.
İslam Hukukunda Nikâhın Mahiyeti ve Zaman Faktörü
İslam fıkhında nikâh, süresiz olarak kurulan ve taraflara karşılıklı hak ve sorumluluklar yükleyen bağlayıcı bir sözleşmedir. Bu hukuki yapının temelinde, aile birliğinin korunması ve tarafların adalet çerçevesinde bir arada yaşaması ilkesi yatar. Klasik dönem fakihleri, eşlerin ayrı kalma meselesini ele alırken konuyu "zamanın geçmesi" üzerinden değil, "sorumlulukların ihlali" üzerinden değerlendirmişlerdir. Kadim hukuk metinlerinde terk veya uzun süreli ayrılık, tek başına bir boşanma nedeni kabul edilmemiştir. Hukuki bağın kopması için erkeğin talak (boşama) yetkisini kullanması, kadının muhalat yoluna başvurması ya da yetkili bir kadının (hâkimin) kararıyla tefrik (ayırma) gerçekleşmesi şarttır. Dolayısıyla, yıllarca süren ayrılıklarda bile taraflardan biri sarih veya kinayeli bir ifadeyle boşanma iradesini ortaya koymadıkça nikâh hukuken geçerliliğini korumaya devam eder.
Ayrılık Sürecinde Hak Yükümlülükleri ve Adım Adım İşleyen Mekanizma
Süreç tek başına nikâhı düşürmese de uzun süreli ayrılıklar eşlerin hak ihlaline uğramasına yol açar. Bu durumda sistem kademeli bir şekilde şöyle işler:
İlk aşamada erkeğin eşine karşı yükümlü olduğu nafaka ve süknâ (barınma) borcu devam eder. Erkek, ayrı yaşasa dahi kadının geçimini sağlamakla mükelleftir. Eğer erkek bu sorumluluğunu yerine getirmezse, ikinci aşamaya geçilir. Kadın, yetkili makamlara başvurarak eşinin nafaka ödemesini talep eder. İslam hukukçularının büyük çoğunluğuna göre, eşini sebepsiz yere terk eden ve nafakasını ödemeyen kocaya karşı kadın mahkemeye başvurma hakkına sahiptir. Üçüncü aşamada hâkim, kocaya sorumluluklarını yerine getirmesi veya eşinin yanına dönmesi için ihtarda bulunur. Koca bu ihtarnameye rağmen çağrıya uymaz, eşini mağdur etmeye devam ederse; hâkim evlilik bağını feshetme (tefrik) yetkisini kullanır. Yani nikâh, geçen sürenin etkisiyle değil, yargıç kararıyla sona erdirilmiş olur.
Somut Bir Örnek: Kayıp (Mefkud) Eş Durumu
Meseleyi somutlaştırmak adına fıkıh kitaplarında geniş yer bulan mefkud (nerede olduğu, sağ olup olmadığı bilinmeyen kişi) örneğine bakmak faydalı olacaktır. Bir tüccarın seyahate çıktığını ve kendisinden sekiz yıl boyunca hiç haber alınamadığını varsayalım. Bu durumda kadının nikâhı sekiz yıl geçtiği için otomatik olarak düşmez. Kadın, kocasının bulunması için gerekli hukuki adımları atmak durumundadır. Hanefî mezhebinde geleneksel görüşe göre kocanın akranlarının ölüm yaşına kadar beklenmesi gerekse de, Maliki mezhebinin ve günümüz çağdaş hukuk uygulamalarının benimsediği içtihat uyarınca, kadının başvurusu üzerine dört yıllık bir arama ve bekleme süresi tayin edilir. Bu sürenin sonunda kocadan hâlâ haber alınamazsa hâkim kararıyla evlilik feshedilir ve kadın iddet süresini bekledikten sonra yeniden evlenebilir. Bu vakıa da gösteriyor ki, sekiz yıllık fiili ayrılık bile yargı kararı olmaksızın nikâhı tek başına sonlandırmaya yetmemektedir.
Uzmanlar Bu Durum Hakkında Ne Diyor?
İslam hukuku ve aile sosyolojisi uzmanları, eşlerin birbirinden ayrı kalma süresini değerlendirirken meselenin fıkhi ve psikolojik boyutlarını birlikte ele almaktadır. Klasik fıkıh alimleri, evlilik birliğinin temelini oluşturan sevgi, merhamet ve cinsel sadakat unsurlarının korunması adına uzun süreli ayrılıklara sıcak bakmamaktadır. Hanefi mezhebine göre eşlerin haklı bir sebep olmadan ayrı kalabilecekleri üst sınır genel olarak dört ay olarak ifade edilir. Bu süre aşıldığında kadın, hakem veya kadı vasıtasıyla evliliğin sona erdirilmesini talep etme hakkına sahip olur.
Günümüz aile danışmanları ve modern ilahiyatçılar ise mesafelerin getirdiği duygusal kopuşlara dikkat çekmektedir. Zorunlu iş seyahatleri, gurbet veya askerlik gibi durumlar hariç tutulduğunda, sebepsiz yere uzayan ayrılıklar çiftler arasındaki bağları tamamen zayıflatmaktadır. Uzmanlar, nikahın hukuken ve dinen devam edebilmesi için fiziksel varlığın ötesinde, iletişim ve sorumluluk bilincinin sürdürülmesi gerektiği konusunda hemfikirdir. Kısacası, sadece sürenin dolması nikahı kendiliğinden düşürmese de, eşlerin birbirini ihmal etmesi evlilik akdinin ruhuna aykırı kabul edilmektedir.
Sıkça Sorulan Sorular
Eşlerin ayrı kalmasıyla nikah kendiliğinden düşer mi?
Hayır, İslam hukukundaki genel kabule göre sadece zamanın geçmesi veya eşlerin birbirinden fiziksel olarak ayrı kalmasıyla nikah kendiliğinden ortadan kalkmaz. Nikahın düşmesi veya sona ermesi için boşama (talak) iradesinin beyan edilmesi, mahkeme kararı veya taraflardan birinin vefatı gerekir. Süre ne kadar uzun olursa olsun, resmi ve dini bir boşanma gerçekleşmediği sürece evlilik bağı hukuken devam eder.
Zorunlu ayrılıklarda (iş, gurbet, hastalık) nikah durumu nasıl etkilenir?
Eşlerin geçim sağlama amacıyla gurbete gitmesi, askerlik görevi, cezaevi durumu veya uzun süreli tedavi gibi meşru bir nedene dayanan ayrılıklarında nikaha zarar gelmez. Taraflar birbirlerine karşı sadakat ve iletişimlerini korudukları sürece, bu tür zorunlu fiziksel ayrılıklar dini açıdan evliliği sona erdiren bir sebep olarak değerlendirilmez.
Peki ya sizin evliliğiniz?
Aranızdaki mesafeler ne olursa olsun, bir evliliği ayakta tutan şey sadece aynı çatı altında yaşamak mıdır, yoksa kalplerin birbirine olan yakınlığı mı?
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.