İçindekiler
Evet, Hintli kadınlar sünnet olur; ancak bu uygulama Hindistan’ın tamamına yayılmış genel bir gelenek değildir. Ülkede nüfusun küçük bir bölümünü oluşturan Dawoodi Bohra mezhebi mensubu kadınlar, nesillerdir süregelen bu acı verici ritüele maruz kalmaktadır. "Khafz" veya "Khatna" olarak adlandırılan bu gelenek, toplum içinde kadınların cinselliğini kontrol altında tutma ve dini bir gerekliliği yerine getirme gerekçesiyle gizlilik içinde sürdürülmektedir.
Gelenek, Din ve Toplumsal Baskının Kesişim Noktası
Hindistan denince akla genellikle renkli festivaller, zengin bir kültür ve karmaşık dini yapılar gelir. Fakat bu renkli tablonun ardında, karanlıkta kalmış ve toplumsal tabular nedeniyle konuşulması zor olan pratikler varlığını koruyor. Dawoodi Bohra topluluğu, Şii İslam’ın Ismaili koluna mensup, nispeten eğitimli, varlıklı ve kapalı bir gruptur. Bu kapalı toplumsal yapı, ritüelin dış dünyadan izole biçimde günümüze kadar ulaşmasını kolaylaştırmıştır.
Genellikle sekiz yaşına basan kız çocuklarına uygulanan bu işlem, steril olmayan koşullarda ve geleneksel ebe veya yaşlı kadınlar tarafından gerçekleştirilir. Kız çocuklarının bedeninde fiziksel ve ruhsal derin izler bırakan bu eylem, topluluğun inanç sisteminde "saflık" ve "iffet" temsili olarak kurgulanır. Toplumun ileri gelenleri ve dini liderleri, bu uygulamanın İslam'ın temel şartlarından biri olduğunu iddia etse de, ana akım İslam alimlerinin büyük bir kısmı uygulamanın dini bir dayanağı bulunmadığını açıkça vurgulamaktadır.
Kültürel baskı o kadar baskındır ki, kızını bu ritüelden korumak isteyen anneler dahi topluluktan aforoz edilme, dışlanma veya ailevi bağların kopması korkusuyla sessiz kalmak zorunda bırakılır. Dolayısıyla mesele sadece bir gelenek değil, bireyin toplumsal varoluşu ile beden bütünlüğü arasında sıkışıp kaldığı travmatik bir denklemdir.
Biyolojik ve Psikolojik Yıkım: Keyfi Bir Kontrol Mekanizması
Kadın sünneti, anatomik açıdan klitorisin dokusuna kısmen ya da tamamen zarar verilmesini içerir. Bu müdahalenin tıbbi hiçbir faydası olmadığı gibi, hayati riskler barındıran komplikasyonlara yol açtığı kanıtlanmıştır. Aşırı kanama, enfeksiyon riskleri, idrar yapmada zorluk ve ilerleyen yaşlarda kronik pelvik ağrılar, fiziksel tablonun sadece görünen kısmıdır.
Olayın psikolojik boyutu ise çok daha derin ve ömür boyu süren kaygılara gebedir. Çocuk yaşta güvendiği aile bireyleri tarafından böyle bir acıya maruz bırakılmak, bireyde güven duygusunu kökten sarsar. Yetişkinlik döneminde cinsel işlev bozuklukları, anksiyete, travma sonrası stres bozukluğu ve depresyon gibi rahatsızlıklar sıklıkla baş gösterir. Kadın bedeninin haz alma yetisini bastırma arzusu, ataerkil zihniyetin en somut ve sert tezahürlerinden biridir.
Son yıllarda seslerini duyurmaya çalışan aktivistler, bu uygulamanın dini bir vecibe değil, kadını kontrol altına alma hırsı olduğunu açıkça dile getirmektedir. Mücadelenin büyümesiyle birlikte, kapalı kapılar ardında yaşanan bu durum küresel çapta bir insan hakları ihlali olarak kabul görmeye başlamıştır.
Yasal Boşluklar ve Mücadelenin Geleceği
Hindistan hukuk sisteminde kadın sünnetini doğrudan ve spesifik olarak yasaklayan müstakil bir kanun bulunmamaktadır. Çocuk haklarını koruyan genel yasalar veya ceza kanunundaki kasten yaralama maddeleri bu suçlar için kullanılmaya çalışılsa da, uygulamanın gizlilik derecesi kanıt toplamayı son derece zorlaştırır.
Aktivist gruplar ve cesur survivor kadınlar, Yüksek Mahkeme nezdinde girişimlerde bulunarak bu uygulamanın tamamen suç kapsamına alınmasını talep etmektedir. Yasaların tek başına yeterli olmadığı, toplumsal zihniyet dönüşümünün şart olduğu su götürmez bir gerçektir. Bireylerin kendi bedenleri üzerindeki söz hakkını savunmak, Hindistan'daki tabuları yıkmanın en kritik adımıdır.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.