İçindekiler
İslam inancına göre Hz. İsa'nın yeryüzüne yeniden döneceği inancı, kıyamet alametleri arasında merkezî bir konuma sahiptir ve bu durum Müslümanların gelecek tasavvurunu kökten şekillendiren temel bir dogmadır. Kur'an-ı Kerim'in işaretleri ve sahih hadislerin ittifakıyla şekillenen bu beklenti, İslam eskatolojisinin en çok tartışılan ve derinlemesine incelenen konularından biridir. Yüzyıllardır kelam alimlerinin rafine ettiği bu mühim mesele, sadece teolojik bir kehanet olmanın ötesinde, inananların ahlaki pusulasını ayarlayan dinamik bir hakikat olarak varlığını sürdürmektedir.
İslam Teolojisinde ve Hadis Literatüründe Mesih'in Dönüşünün Temelleri
İslam düşünce sisteminde Hz. İsa'nın (aleyhisselam) dönüşü, mistik bir efsane değil, sahih sünnetin naklettiği sarsılmaz bir akide esasıdır. Klasik kaynaklarda, özellikle Buhari ve Müslim gibi kütüb-i sitte müracaat eserlerinde yer alan pek çok rivayet, bu hususun tevatür derecesine yakın bir açıklıkla bilindiğini gösterir. Nitekim Zuhruf Suresi'nin ilgili ayeti (ayet 61), bazı müfessirler tarafından "O, kıyametin kopacağının bir bilgisidir" şeklinde yorumlanmış ve Mesih'in nüzulüne delil kabul edilmiştir. İslam kelamcıları bu konuyu işlerken, Hz. İsa'nın vefat etmeyerek Sevat-ı Semaya (göğe) ref edildiği inancını merkeze alırlar. Mutezile gibi bazı fırkaların muhalefetine rağmen, Ehl-i Sünnet vel-Cemaat ana gövdesi, Mesih'in kıyamete yakın bir dönemde Şam'daki Emevi Camii'nin beyaz minaresine ineceği yönündeki rivayetleri kabullenmiştir. Bu eskatolojik tablo, Hristiyanlıktaki Parousia (İkinci Geliş) beklentisiyle bazı noktalarda kesişirken, teolojik gayeler bakımından keskin ayrımlar barındırır. İslam geleneğinde Hz. İsa, tanrısal bir kimlikle değil, son peygamber Hz. Muhammed'in (sav) şeriatını tatbik edecek adil bir hakem ve nebi olarak dönecektir. Bu durum, İslam'ın hatemü'l-enbiyâ inancına halel getirmeyen, aksine evrensel nizamın tecellisini sağlayan kritik bir basamak olarak okunur.
Deccal'in Fesadını İzale ve Hakikatin Hakimiyeti: Analitik Bir Bakış
Mesih'in nüzulünün teolojik arka planı kadar, yeryüzündeki sosyopolitik ve manevi tahribatı onarma misyonu da büyük bir analitik dikkati hak eder. Hadisnamelerde detaylıca tasvir edilen Deccal fitnesi, insanlığın akli ve manevi dengesini sarsan küresel bir bunalım dönemini simgeler. İşte bu kaotik eşikte Hz. İsa'nın zuhuru, sadece fiziksel bir iniş değil, hakikatin batıl karşısında kesin bir zafer kazanmasının sembolik ve fiili manifestosudur. O, haç kıracak, domuzu öldürecek ve cizyeyi kaldıracak; yani ehli kitap ile İslam arasındaki teolojik ihtilafları kökünden çözerek tevhidi saf haliyle hakim kılacaktır. Bu tasvirler ezoterik bir dille okunabileceği gibi, maddi ve manevi bir restorasyon süreci olarak da anlaşılabilir. Çağımızın pozitivist dogmaları, seküler krizleri ve nihilist açmazları karşısında, bu eskatolojik müdahale fikri, tarihin başıboş olmadığını, ilahi bir iradenin sürece müdahale ederek adaleti tesis edeceğini müjdeler. Sosyolojik açıdan bakıldığında, bu beklenti Müslüman toplumlara ezilmişlik psikolojisinden kurtulma ve tarihin akışına yön verme inancı aşılar. Mesih'in adaleti, yeryüzünün zulümle dolduğu bir devirde taze bir nefes, insanlığın nihai kurtuluş ümidi olarak sosyolojik bir teselli ve motivasyon kaynağı işlevi görür.
Bireysel Hayat ve Toplumsal Bilinç Üzerindeki Pratik Yansımalar
Bu büyük eskatolojik beklentinin bireyin günlük yaşamında ve toplumsal tasavvurunda somut karşılıkları bulunmaktadır. Hz. İsa'nın döneceği inancı, Müslüman bireyin zaman algısını eskatolojik bir tetikte olma haliyle (intizar) donatır. Her an kıyametin kopabileceği veya büyük fitnelerin zuhur edebileceği şuuru, insanı gaflet uykusundan uyandıran manevi bir alarmdır. Ahlaki erdemlerin yitirildiği, maddiyatın kutsandığı modern tüketim çağında, bu inanç insanlara ahlaki sorumluluklarını hatırlatır ve dünyevi hırsların geçiciliğini fısıldar. Toplumsal düzlemde ise bu durum, adaletin tesisinden asla ümit kesilmemesi gerektiği felsefesini besler. Zulmün ve haksızlığın kurumsallaştığı dönemlerde bile, tarihin sonunun hüsranla bitmeyeceği inancı toplumlara direnç gücü verir. Sonuç olarak, Hz. İsa'nın dönüşü meselesi yalnızca geleceğe dair mistik bir merak konusu değil, bugünü inşa eden, ahlaki duruşu sabitleyen ve insanı hakikat ekseninde tutan yaşayan bir iman hakikatidir.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.