İçindekiler
Doğrudan ve en yalın haliyle cevap vermek gerekirse; Kiev, kuruluş kodlarında ve genetik mirasında reddedilemez bir Türk damgası taşır. Ancak bu mesele "Türk şehriydi" deyip geçilecek kadar sığ bir milliyetçilik tartışması değildir. Kiev, Slav dünyasının merkezi olmadan çok önce, Hazar Kağanlığı'nın batıdaki en kritik uç karakolu ve ticaret istasyonuydu. Dolayısıyla şehrin ruhunda sadece Slav rüzgarları değil, bozkırın derin izleri de uğuldamaktadır. Tarih, bu gerçeği çoğu zaman ideolojik perdelerin arkasına saklamayı tercih etmiştir.
Bozkırın Batı Kapısı: Hazarlar ve Sambat Kalesi
Kiev’in kökenlerine dair anlatılan o meşhur Slav efsaneleri, yani Kıy, Şek ve Horiv kardeşlerin hikayesi, aslında çok daha eski bir jeopolitik gerçekliğin üzerine inşa edilmiş birer anlatıdır. 9. yüzyılın ortalarına kadar Kiev, Dinyeper Nehri boyunca uzanan stratejik bir Hazar yerleşimiydi. Bizans kaynaklarında ve İbrani yazmalarında şehrin adı "Sambat" veya "Sambat-as" olarak geçer ki bu isim, Türk-Hazar terminolojisiyle doğrudan bağlantılıdır. Hazarlar, bu bölgeyi hem kuzeyin kürk ticaretini kontrol etmek hem de Bizans ile olan diplomatik trafiği yönetmek için bir üs olarak kullandılar. O dönemde Kiev'de yaşayan yerel halk, Hazar Kağanlığı'na vergi ödeyen ve onların askeri koruması altında yaşayan topluluklardan ibaretti.
Arkeolojik kazılar, Dinyeper kıyısındaki bu kadim şehrin en alt katmanlarında Türk tipi askeri teçhizata, süvari ekipmanlarına ve göçebe sanatının izlerine rastlamaktadır. Bu durum, şehrin sadece siyasi bir egemenlik altında olmadığını, aynı zamanda bir yaşam biçimi olarak da bozkır kültüründen beslendiğini kanıtlıyor. Slav kabilelerinin bölgeye kalıcı olarak yerleşmesi ve siyasi bir organizasyon kurması, Hazar hegemonyasının zayıfladığı bir boşluk anında gerçekleşmiştir. Yani Kiev, Slavlaşmadan önce Türkistan’ın batıdaki en uç kalbi olarak atıyordu.
Etimolojik ve Siyasi Bir Muamma: Kıy mı, Yoksa Bir Hazar Beyi mi?
Şehrin ismine dair yürütülen tartışmalar, aslında tarihin ne kadar manipüle edilebileceğinin en somut örneğidir. "Kiev" isminin kökeni olan "Kıy" figürünün, aslında bir Slav prensi değil, Hazar ordusunda görevli bir Türk komutanı veya yerel bir yönetici olduğu yönündeki iddialar hafife alınamayacak kadar güçlüdür. 10. yüzyıldan kalma "Kiev Mektubu" gibi belgeler, şehirdeki Yahudi-Hazar cemaatinin varlığını ve şehrin yönetimindeki Türk etkisini tartışılamaz bir biçimde ortaya koymaktadır. Bu mektup, sadece bir ticaret kaydı değil, aynı zamanda şehrin çok kültürlü ve Türk-İbrani senteziyle harmanlanmış yapısının bir vesikasıdır.
O dönemde bozkırın disiplini ile nehir ticaretinin zenginliği birleşmiş, ortaya "Pax Hazarica" denilen huzur dönemi çıkmıştır. Bu dönemde Kiev, bir Slav köyü olmaktan çıkıp küresel bir ticaret merkezine dönüşmüştür. Şehrin savunma sistemleri, vergi toplama yöntemleri ve hatta ilk yönetim şemaları tamamen Hazar modelinden kopyalanmıştır. Slavlar, Kiev’i devraldıklarında hazır bir devlet mekanizması buldular; bu mekanizmanın çarklarını kuran ve yağlayan ise Türk bozkır zekasıydı. Tarihsel perspektiften bakıldığında, Kiev'in "Rus şehirlerinin anası" olarak anılması, aslında bir Hazar mirasının mirasçısı olduğu gerçeğini örtbas etme çabasıdır.
Tarih Yazımında Kırılma ve Pratik Yansımalar
Peki, bu tarihsel arka plan bugün bize ne anlatıyor? Kiev'in Türk kökenleri üzerine yapılan her araştırma, aslında Doğu Avrupa tarihinin yeniden yazılması gerektiğine işaret eder. Eğer Kiev'in temellerindeki Türk tuğlasını görmezden gelirseniz, ne Ukrayna'nın ne de Rusya'nın oluşum sürecini tam olarak kavrayabilirsiniz. Bu durum, bugün bölgede yaşanan kültürel ve siyasi kimlik çatışmalarının da derinlerinde yatan bir fay hattıdır. Kiev, sadece bir başkent değil, aynı zamanda Avrasya stepleri ile Avrupa ormanlarının çarpıştığı ve birbirine karıştığı bir laboratuvardır.
Pratik düzlemde, şehrin kuruluşundaki bu Türk etkisi, mimariden halk danslarına, kullanılan dilden toplumsal hiyerarşiye kadar geniş bir yelpazede izler bırakmıştır. Örneğin, erken dönem Kiev Knezlerinin kullandığı "Kagan" unvanı, Slav yöneticilerin kendilerini hala Türk-Hazar siyasi geleneğinin bir parçası olarak gördüklerinin en net kanıtıdır. Vladimir veya Yaroslav gibi isimlerin yanına "Kagan" sıfatının eklenmesi, bir özentiden ziyade meşruiyetin kaynağının neresi olduğunu göstermesi açısından hayati önem taşır. Bu, Kiev'in ruhundaki Türk genetiğinin, siyasi bir tercih olarak yüzyıllarca yaşamaya devam ettiğini kanıtlar.
Kiev Tarihine Bakışta Sık Yapılan Hatalar ve Uzman Önerileri
Kiev ve Türk dünyası arasındaki tarihsel bağı incelerken en sık yapılan hata, "Türklük" kavramını sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı veya modern Anadolu kültürü üzerinden okumaktır. Oysa Kiev'in erken dönem tarihi; Hazar Kağanlığı, Peçenekler ve Kuman-Kıpçak boylarının siyasi ve kültürel mirasıyla iç içedir. Araştırmacıların yaptığı bir diğer kritik hata ise Kiev Knezliği'ni tamamen izole bir Slav yapısı olarak görmektir. Kuzey Karadeniz bozkırları ile Kiev arasındaki geçişkenlik, şehrin hem mimari hem de askeri teşkilatlanmasında derin izler bırakmıştır.
Uzmanlar, bu konuyu derinlemesine incelemek isteyenlere şu stratejileri önermektedir: Öncelikle, sadece Bizans kaynaklarına değil, eş zamanlı Arap ve Fars coğrafyacıların (İbn Fadlan, El-Mesudi gibi) notlarına odaklanılmalıdır. Bu kaynaklar, Kiev'in bir ticaret merkezi olarak Hazarlar dönemindeki statüsünü daha net ortaya koyar. İkinci olarak, arkeolojik verilerdeki "Sambat" isimlendirmesi ve damga (taraq) kültürü gibi detaylar, bölgedeki Türk varlığının somut kanıtları olarak değerlendirilmelidir. Son olarak, tarihsel olayları bugünün milliyetçi perspektifleriyle değil, o dönemin konfederasyon yapısı ve boylar arası ittifaklar gerçeğiyle analiz etmek, gerçeğe en yakın sonuca ulaşmanızı sağlar.
Sıkça Sorulan Sorular
1. Kiev isminin kökeni Türkçeye mi dayanıyor?
Kiev isminin kökeni hakkında farklı teoriler mevcuttur. En yaygın görüş Slav kurucu kardeşlerden "Kiy" adına dayansa da, bazı dilbilimciler ve tarihçiler bu ismin Hazar Türkçesindeki "Kuyu" veya sahil şehri anlamına gelen kelimelerle bağlantılı olabileceğini savunur. Ayrıca şehrin eski adlarından biri olan Sambat, doğrudan Hazar-Türk dilleriyle ilişkilendirilmektedir.
2. Kiev'in kuruluşunda Hazarların rolü nedir?
Birçok tarihçi, Kiev'in 9. yüzyılda bir Slav yerleşimi haline gelmeden önce Hazar Kağanlığı'nın bir ileri karakolu veya vergi toplama merkezi olduğunu kabul eder. Arkeolojik kazılarda bulunan Hazar tipi askeri techizatlar ve ticaret mühürleri, şehrin uzun süre Türk siyasi otoritesi altında kaldığını ve bu otoritenin şehrin şehirleşme sürecini başlattığını göstermektedir.
3. Ukrayna kültüründe Türk izleri hala var mı?
Evet, oldukça belirgindir. Özellikle Ukrayna'nın sembolü olan Kazaklar (Cossacks), hem isim hem de yaşam tarzı olarak bozkır Türk kültüründen büyük ölçüde etkilenmiştir. Kıyafetlerden (şalvar), saç kesim şekillerine (aydar), kullanılan askeri terimlerden müzik aletlerine kadar geniş bir yelpazede Kıpçak ve Tatar mirasını görmek mümkündür.
Editörün Kararı: Kiev Türk mü?
Kiev'in "saf" bir Türk şehri olduğunu iddia etmek ne kadar hatalıysa, Türk mirasını yok saymak da o kadar büyük bir tarihsel yanılgıdır. Kiev, tarih boyunca Avrasya'nın bir sentez noktası olmuştur. Şehir, temelde Slav kimliği üzerine inşa edilmiş olsa da, bu inşanın harcında Türk boylarının siyasi dehası, ticaret ağları ve askeri disiplini vardır. Dolayısıyla Kiev; Slav ruhuyla yoğrulmuş, ancak Türk bozkır kültürüyle şekillenmiş bir Avrasya başkentidir. Kiev'e bakmak, bir anlamda Türk ve Slav dünyasının ortak geçmişine bakmaktır.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.