Hallâc-ı Mansûr: Gerçek Yüreğin Şehidi

İsmiyle değil, cesaretiyle tarihe geçen Hallâc-ı Mansûr, 9. yüzyılın sonlarında Horasan’da doğdu. Asıl adı Hüseyin b. Mansûr olsa da, “Hallâc” (yün yıkayıcı) unvanını, gençliğinde Sindh bölgesinde yün işleyerek geçim sağlarken kazandı. Ama o, sıradan bir işçiydi diye anılmak istemezdi belki de. Çünkü içinde taşıdığı gerçeklik, onu yüzyıllar sonra hâlâ konuşulur kıldı.

Mansûr, yalnızca bir şair ya da yazar değil, içinde Allah’ı taşıdığını hisseden bir mistikti. “Anel Hak” (Ben Gerçek’im) dediğinde, kibir değil, bir birlik deneyimi yaşıyordu. Bu söz, onu Abbâsî otoritesinin hedefi haline getirdi. Halifesi Muktedir Bi’llâh’ın yönettiği Bağdat’ta, böyle bir ifade hem dini hem siyasi bir tehlike sayılıyordu.

Uzun yıllar süren gözaltı, sorgu ve baskıdan sonra, 26 Mart 922’de Bağdat’ın dar sokaklarında idam edildi. Ama ölümü, fikirlerinin sonu olmadı. Tam tersine, “İşkence göğsünde, sevgi dilindeydi” denilecek kadar derin bir intibah bıraktı geriye.

Halen, şiirlerinde, hikâyelerde, düşünürlerin sözlerinde yaşıyor. Çünkü Mansûr, sadece bir dini figür değil; özgür düşüncenin, içsel inancın ve dile getirme cesaretinin sembolü haline geldi. Onu anmak, yalnızca geçmişi değil, sessizliğe boyun eğmeyen her yüreği anmak demektir.

Ayrıca bakınız

Ayrıntılı makaleler

İlgili konular