Kıbrıs'ın İngiltere'ye Bırakılışının Tarihsel Arka Planı

1878 yılında Osmanlı Devleti, Rusya ile yaptığı 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'nda büyük bir mağlubiyet yaşayınca uluslararası statüsü ciddi ölçüde zayıflamıştı. Bu dönemde özellikle İngiltere, doğu Akdeniz'deki stratejik konumunu korumak ve sömürge yollarını güvence altına almak istiyordu. Hindistan’a giden ticaret rotalarının güvenliği için Kıbrıs adasının önemi giderek artmıştı.

İşte bu yüzden, Osmanlı Devleti'ne karşı bir dezavantajı elinde bulunduran İngiltere, Kıbrıs'ı kontrol altına alma fırsatını kaçırmadı. 1878 Berlin Antlaşması ile resmen Osmanlı'nın hâlâ resmi sahibi olduğu ancak işgal ve idare hakkının İngiltere'ye geçtiği bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma, Osmanlı'nın zayıflığını fırsata çeviren İngiliz dış politikasının bir sonucuydu.

İngiltere'nin asıl hedefi yalnızca Kıbrıs değildi. Adanın el değiştirmesiyle birlikte Anadolu’ya daha güçlü bir gözle bakmak ve bölgedeki Rus etkisini sınırlandırmak istiyordu. Ayrıca Ermeni meselesinin doğuya sıçramasını engellemek, Batı’daki Hıristiyan topluluklar üzerinde nüfuz kurmak için de Kıbrıs stratejik bir merkez haline gelmişti.

İngiliz işgali, adada yönetim değişikliğine yol açarken, yerel halkın çıkarları genellikle ikinci planda kaldı. Kıbrıs’ın bu geçiş dönemi, yalnızca bir sömürge stratejisi değil, aynı zamanda 20. yüzyılda yaşanan karmaşık kimlik ve toprak çatışmalarının da tohumlarını içinde barındırıyordu.

Ayrıca bakınız

Ayrıntılı makaleler

İlgili konular