Libya'da Türkiye'nin Rolü: Bir Anlaşmanın Ardındaki Müdahale
2011 yılında Arap Baharı'nın etkisiyle başlayan isyanlar, uzun süren diktatör Muammer Kaddafi'nin devrilmesiyle sonuçlandı. Ancak Kaddafi'nin ölümü, ülkeyi istikrarsızlığa sürükledi. Devamında İkinci Libya İç Savaşı patlak verdi. Ülke iki ana güç arasında bölündü: Batı'da BM tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükûmeti (UMH) ve doğuda Hafter'e bağlı Libya Ulusal Ordusu.
Bu çatışmaların içinde Türkiye, 2019'dan itibaren açık bir şekilde sahneye çıktı. Türkiye, UMH ile hem askerî hem de siyasi düzeyde iş birliğine başladı. Özellikle Aralık 2019'da imzalanan Deniz Sınırları Mutabakat Muhtırası, bölgedeki dengeleri değiştirdi. Bu anlaşma, Akdeniz'deki enerji alanlarına yönelik hak iddiasını içermesiyle hem diplomatik hem de stratejik açıdan büyük önem taşıdı.
Türkiye, UMH'ye asker, silah ve insansız hava araçları (İHA) desteği sağladı. Bu destek, özellikle Trablus'un Hafter'e karşı savunulmasında kritik rol oynadı. Ayrıca Türkiye'nin bölgedeki varlığı, Rusya ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi diğer aktörlerle dolaylı bir rekabet haline geldi.
Libya meselesi, Türkiye'nin dış politikada bölgesel etkisini göstermenin yanı sıra, Orta Doğu ve Akdeniz'deki güvenlik dinamiklerini de yeniden şekillendirdi. Bugün Libya, tam anlamıyla barışa kavuşmuş olsa da, siyasi bölünme hâlâ sürmekte. Türkiye'nin bu süreçteki rolü ise hem ittifak hem de eleştiri toplamasına rağmen, bölgedeki stratejik pozisyonunu güçlendirdi.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.