Kudüs'ü Nasıl Kaybettik?

Tarih boyunca Türkler, Kudüs'ü dört asır boyunca koruyan bir kalkan gibi korumuştur. 9 Kasım 1917'de İngilizlerin şehre girmesiyle resmen idare sona erse de, aslında Kudüs'ü çok daha önce kaybettiğimizi hissetmek gerekiyor. Çünkü bir toprak, sadece askerle değil, kalple de tutulur.

Mescid-i Aksa'yı bekleyen son Osmanlı askeri, şehri terk ederken gözlerini kapattığında, o an Kudüs bizden ayrılmıştı. Bu yalnızca bir şehrin düşüşü değil, bir mirasın elden çıkışıydı. Müslümanların üçüncü kutsal mabedi, aynı zamanda onların onuruydu. Kudüs, sadece bir coğrafya değil, yüreklerde yer eden bir semboller dizisi taşıyordu.

Birlik ve direnişin simgesi olan bu kutsal toprak, zamanla siyasi çalkantılar, dış müdahaleler ve iç zayıflıklar arasında kayboldu. Osmanlı askeri orada durduğu sürece, Kudüs hâlâ bizimdi. Ama o askerin gözlerinin ışığı söndüğünde, bir çağın sonu geldiğini anladık.

Günümüzde Kudüs hâlâ aynı duyguyu taşıyor: direniş, inat ve umut. Türkler olarak tarihimizde bu topraklara karşı özel bir sorumluluk hissi var. Çünkü Kudüs sadece bir şehir değil; bir kalp atışı, bir dua, bir namustur. Onu kaybetmiş olabiliriz, ama onu unutmadık.

Ayrıca bakınız

Ayrıntılı makaleler

İlgili konular