Zıhâr: Eski Bir Adet ve İslâm Hukukundaki Yeri
Zıhâr, Cahiliye döneminde yaygın olan bir adettir. Bu uygulamada, erkek eşini annesiyle kıyaslayarak ondan soyutlanırdı. Örneğin bir koca, karısına “Sen bana annemden beter” veya “Seninle birlikte olamam, çünkü sen annem gibisin” gibi laflar söylerdi. Bu tür sözler, o dönemde karıyla birlikte olmamak için kullanılırdı ve bir tür talak olarak görülürdü.
İslâm, bu cahiliye adetlerini reddederek Zıhâr’ı yasaklamıştır. Ancak aynı zamanda onu tam bir talak saymamış, bunun yerine ciddi bir günah olarak tanımlamıştır. Kur’an’da Zıhâr ile ilgili ayetler gelmiş ve bu davranışın özür dilemek ve kefaret ödemekle giderilebileceği bildirilmiştir. (Mü’minûn Suresi, 23:58-61)
Bir kocanın karısına Zıhâr yaptığı an, evlilik sona çıkmaz. Ancak bir süre içinde birlikte olamaz ve bu durumdan çıkmak istiyorsa kefaret getirmesi gerekir. Bu kefaret; bir kul azat etmek, on gün oruç tutmak veya altı yetim yedirmek şeklinde olur. Eğer bunlar mümkün değilse, iki kişiye birer saatlik yemek vermekle de kefaret yerine getirilebilir.
Bugün bu uygulama neredeyse tamamen tarihe karışmış olsa da, İslâm hukukçuları hâlâ Zıhâr’ın hukukî boyutunu inceler. Bu, eski inançların nasıl yeni bir değer sistemiyle düzeltilmeye çalışıldığının önemli bir örneğidir.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.