İslam inancında insanın fıtratını en çok meşgul eden, kalbine en derin huzur ve heyecan veren konulardan biri ahiret hayatı ve bu hayatın doruk noktası olan cennettir. Cennet; maddi ve manevi binbir türlü nimetin, lütfun ve ebedi mutluluğun mekânı olarak tasvir edilir. Ancak asıl merak edilen ve inananların en büyük arzusu olan husus, Yaratıcı'nın kendisinin cennette görülüp görülmeyeceği meselesidir. "Allah cennette yüzünü gösterecek mi?" sorusu, İslam düşünce tarihi boyunca tefsir, kelam ve tasavvuf âlimlerinin derinlemesine ele aldığı, Kur'an ve sünnet ışığında cevap aradığı temel meselelerin başında gelir.

Kur'an-ı Kerim'de Rü'yetullah Delilleri

Ahirette müminlerin Allah'ı göreceği inancı, İslam literatüründe "Rü'yetullah" kavramıyla ifade edilir. Bu konuda Kur'an-ı Kerim'de açık ve işari nitelikte pek çok ayet yer almaktadır. Bunların en bilineni Kıyamet Suresi'nin 22 ve 23. ayetleridir. Bu ayetlerde şöyle buyrulur:

"O gün birtakım yüzler aydınlık ve pırıl pırıldır; Rablerine bakarlar."

Tefsir âlimlerinin büyük çoğunluğu, buradaki "bakmak" (nazar etmek) kelimesinin gözle görmek manasına geldiğini, çünkü kelimenin ardındaki edatlarla birlikte başka bir mecazi anlama imkân bırakmadığını belirtmişlerdir. Benzer şekilde, Yunus Suresi'nin 26. ayetinde geçen "Güzel iş yapanlara daha güzeli ve bir de fazlası vardır" ifadesindeki "fazlalık" (ziyade) kelimesi de Hz. Muhammed (s.a.s.) tarafından cennet ehline verilecek en büyük nimet olan "Allah'ın cemalini (yüzünü) görmek" olarak tefsir edilmiştir.

Hadis-i Şeriflerde Açık İfadeler

Hz. Muhammed'in (s.a.s.) sünneti, Kur'an'daki bu ayetlerin pratik ve net birer açıklaması niteliğindedir. Sahih hadis kaynaklarında yer alan rivayetlere göre, Hz. Peygamber dolunay halindeki aya veya bulutsuz gökyüzündeki güneşe bakarken ashabına şöyle seslenmiştir:

"Siz şu ayı karanlıkta görmekte hiç sıkıntı çekmediğiniz gibi, Rabbinizi de öyle açıkça göreceksiniz."

Yine Müslim'de yer alan meşhur bir kudsi/merfu rivayette, cennet ehli cennete yerleştikten sonra Yüce Allah'ın onlara "Size daimi olarak artırmamı istediğiniz bir şey var mı?" diye soracağı, cennetliklerin ise "Yüzümüzü ak etmedin mi, bizi cennete koyup cehennemden kurtarmadın mı?" diyecekleri, bunun üzerine perdenin kaldırılacağı ve kendilerine Rablerine bakmaktan daha sevimli ve değerli hiçbir şeyin verilmemiş olacağı müjdelenmiştir.

Kelami Tartışmalar ve Ehl-i Sünnet Görüşü

İslam kelam tarihinde bu konuyu mercek altına alan mezhepler arasında farklı görüşler doğmuştur. Mutezile gibi bazı akıllcı kelam ekolleri, Allah'ın cisim olmadığını, mekândan münezzeh bulunduğunu ve gözlerle idrak edilemeyeceğini (En'am Suresi, 103: "Gözler Onu idrak edemez...") savunarak ahiretteki rü'yeti mecazi olarak yorumlamışlardır. Onlara göre buradaki "görmek" kalben bilmek veya ilahi lütuflara mazhar olmak anlamına gelir.

Buna karşın Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat âlimleri (Matürudi ve Eşari mezhepleri) ise ayetlerin ve sahih hadislerin açık delillerine dayanarak, müminlerin cennette Allah'ı idrak biçimi ve mahiyeti bizce bilinemeyen, ancak hakikat olan bir şekilde gözleriyle göreceklerini ittifakla kabul etmişlerdir. Âlimler bu noktada önemli bir prensibin altını çizerler: Allah, mekândan ve zamandan münezzehtir. Dolayısıyla O'nu dünyevi gözlerin fani ve sınırlı görme biçimiyle kıyaslamak hatalıdır; ahiretteki bu görme olayı da insanın idrak sınırlarını aşan, ancak inancın temel esaslarından biri olan olağanüstü bir lütuftur.