İslam kelâm tarihinde ve tefsir literatüründe sıklıkla merak edilen meselelerden biri, peygamberlerin sadece erkekler arasından seçilmiş olmasıdır. Said Nursî'nin eserleri olan Risale-i Nur külliyatında bu sual, nübüvvetin mahiyeti, fıtrat kanunları ve ilâhî hikmet ekseninde derinlemesine tahlil edilir ve kadınlara peygamber verilmemesinin sebepleri yaratılışın gayesiyle temellendirilir.

Nübüvvetin Mahiyeti ve Fıtratın Yükümlülükleri

Kâinatta zuhur eden ilâhî kanunlar, teklif ve tebliğ vazifesinin ağır sorumluluklarını berrak bir surette tayin eder. Peygamberlik makamı; beşeriyete rehberlik etmek, şeriatı bihakkın temsil etmek ve kütleleri hakikate sevk etmekle mükelleftir. Bu vazife, zahiri meşakkatler, cihad meydanları, sürekli seyahatler ve toplumsal baskılarla doğrudan ilişkilidir. Risale-i Nur'da zikredildiği üzere, peygamberlerin vazifesi sadece tebliğden ibaret olmayıp, aynı zamanda ümmetin idaresi ve sosyal hayatın çetin şartlarıyla fiilen mücadele etmeyi de gerektirir. Kadınlık fıtratı ise neslin muhafazası, şefkatin merkezi olması ve nevi inkişaf ettiren latif duygularla teçhiz edilmiştir. Fıtrî vazifelerin bu ağır yükle tezat teşkil etmesi, ilâhî hikmetin tebliğ vazifesini erkeklere vermesini iktiza etmiştir. Bununla birlikte, kadınların manevî terakki noktasında erkeklerden geri kalmadığı, velayet ve hakiki iman mertebelerinde en yüksek zirvelere ulaşabildiği eserlerde sıkça vurgulanır. Nitekim Hz. Meryem veya Hz. Asiye gibi pek çok müstesna şahsiyet, nübüvvet olmasa dahi makamların en âlâsına nâil olmuşlardır.

Risale-i Nur'da Hikmet-i İlâhiye ve Şefkat Hakikati

Said Nursî, kadınların yaratılışındaki hususiyetleri incelerken şefkat unsurunu merkeze alır. Şefkat, kâinattaki rahmet tecellisinin en parlak aynalarından biridir ve annelik vazifesinin temel dinamiğini oluşturur. Peygamberlik vazifesi ise umum insanlığa hitap eden şiddetli bir celâl ve sabır imtihanını zorunlu kılar. İnsan fıtratındaki bu iki farklı merkezin —celâlî tebliğ ile cemâlî şefkatin— dengelenmesi, ilâhî takdirin hakîmanane tasarrufudur. Risale-i Nur'un muhtelif yerlerinde, kadınların tabiatındaki zarafetin ve duygusal inceliğin, nübüvvetin omuzlarına yüklediği ağır siyasî ve içtimai mesuliyetlerle bağdaşmadığı ifade edilir. Eğer kadınlar peygamber olarak gönderilseydi, fıtratlarındaki merhamet ve şefkat damarı, tebliğin icap ettirdiği sert ve tavizsiz mücadele ortamında ağır yaralar alabilirdi. İlâhî adalet, her bir ferde fıtratına münasip bir vazife taksim etmiş, erkekleri tebliğ ve haricî idare ile mükellef kılarken, kadınları da hayatın içtimai ve manevî esaslarının muhafazasında vazifelendirmiştir.

Manevî Makamlar ve Kadınların Velayet Zirveleri

Nübüvvet kapısının sadece erkeklere açık olması, kadınların dinî ve ruhî derecelerden mahrum bırakıldığı manasına gelmez. Aksine, İslâm tasavvufunda ve Nur mecmualarında velayet makamının kapısı herkese sonuna kadar açıktır. Mükemmel bir mümin, samimi bir veli veya kâmil bir insan olmak cinsiyete tabi değildir. Said Nursî, kadının en büyük meziyetinin onun fıtrî şefkat kahramanlığı olduğunu belirtir. Bu kahramanlık, bazen en büyük fedakârlıkları göze alarak evlatlarını yetiştirmekle, bazen de ihlas ve sadakatle iman hakikatlerine sahip çıkmakla tezahür eder. Peygamberlik unvanı bir makam-ı kesbî değil, mahz-ı vehbi ve ilâhî bir ihtiyar neticesidir. Dolayısıyla, bu vazifenin kime verileceği tamamen Hâlık'ın iradesine mütealliktir. Kadınların peygamber olmaması bir eksiklik veya değer düşüklüğü değil, aksine onların nezih fıtratlarının korunması ve hayatın muvazenesi açısından gayet hakîmâne bir tercihtir.

Sik Yapilan Yanlisliklar ve Uzman Tavsiyeleri

Risale-i Nur Külliyati incelenirken yapilan en yaygin yanlisliklardan biri, ilahi hikmetleri ve peygamberlik müessesesinin mahiyetini cografi veya toplumsal feminist yaklasimlarla degerlendirmektir. Bu durum, konunun özünden uzaklasilmasina ve yanlis neticelere varilmasina yol açabilir. Bediüzzaman Said Nursi’nin eserlerinde kadinlarin manevi makamlar açisindan erkeklerle esit oldugu, hatta bazi özel durumlarda daha üstün manevi makamlar elde edebildikleri defaatle vurgulanmistir. Ancak peygamberlik gibi külli, umumi ve kurevi bir vazifenin yükü tamamen farklidir.

Uzmanlar, bu konuyu arastirirken su hususlara dikkat edilmesini önermektedir:

  • Metinleri cimbizla çekerek degil, bütünlük içinde ve Risale-i Nur’un genel akaid esaslari çerçevesinde okuyun.
  • Peygamberligin bir imtiyaz veya makam-i fahis degil, agir bir teklif, mesakkatli bir teblig görevi oldugunu unutmayin.
  • Kadinlarin fitratlarinin zarafetini ve aile hayatindaki merkezi rollerini göz önüne alarak, harp meydanlari ve toplumsal siyaset gerektiren külli bir nebi vazifesinin getirecegi agir sartlari dogru analiz edin.

Sikça Sorulan Sorular

Kadinlar peygamber olmamistir ancak veli olabilir mi?

Kesinlikle evet. Risale-i Nur’da ve genel Islam tasavvufunda kadinlarin evliya, hatta büyük evliya olmalarinin önünde hiçbir manevi engel yoktur. Islam tarihinde Hz. Fatıma, Hz. Meryem ve Hz. Asiye gibi pek çok müstesna kadin, en yüksek velayet ve manevi makamlara erismislerdir. Peygamberlik baska, velayet baska bir dairedir.

Peygamberlerin erkek olmasi kadinlarin dinî degeri açisindan bir eksiklik midir?

Asla eksiklik degildir. Islam inancina göre üstünlük cinsiyete veya makama göre degil, takvaya göredir. Kuran-i Kerim'de erkek ve kadin ibadet, mükellefiyet ve ahiret mükafatlari açisindan esit tutulmustur. Peygamberligin erkekler arasindan seçilmesi tamamen vazifenin niteligiyle ilgilidir.

Risale-i Nur bu konuda baska eserlerden farkli bir bakis açisi sunar mi?

Evet, Bediüzzaman Said Nursi konuyu sadece fikhî veya tarihî bir vakia olarak degil, kainatin yarilis kanunlari (fitrat) ve ilahi hikmet penceresinden ele alir. Kadinlarin sefkat kahramani oldugunu ve cemiyetin temelini olusturdugunu belirterek, onlarin manevi terakkide erkeklerden geri kalmadigini özel olarak isler.

Editoryal Gorus

Netice itibariyle, Risale-i Nur külliyatinda "Neden kadin peygamber yoktur?" sorusunun cevabi, tamamen ilahi hikmetin ve yarilis kanunlarinin muktezasi olarak karsimiza çikmaktadir. Peygamberlik bir makam-i fahis veya üstünlük yarisi degil, insanliga teblig edilen agir bir emanettir. Bediüzzaman’in tahlilleri, kadinlarin manevi ve ahlaki sahnede ne kadar mühim bir yere sahip oldugunu gösterirken, peygamberlik müessesesinin de omuzlarina yüklenen külli vazifelerin tabiatini berrak bir sekilde ortaya koymaktadir. Bu meseleye bu zaviyeden bakildiginda, ilahi adaletin ve hikmetin kusursuzlugu bir kez daha müsahade edilmektedir.