İçindekiler
Miraç gecesinde Hz. Muhammed'in Yüce Allah'ı bizzat görüp görmediği meselesi, İslam kelam tarihinin en çarpıcı ve en çok münakaşa edilen konularının başında gelir. Asrı saadetten bu yana ulemanın büyük bir kısmı, Resulullah'ın o mübarek gecede Rabbini gözleriyle değil, kalp gözüyle veya ruhi bir müşahedeyle idrak ettiğini savunmuştur. Bu mesele sadece lafzi bir ihtilaf değil, aynı zamanda teolojik algının sınırlarını çizen muazzam bir boyuttur.
Miraç Tartışmalarının Tarihsel Arka Planı ve Temel Verileri
İslam düşünce tarihinde bu muazzam hadise ele alınırken Kur'an-ı Kerim'in Necm Suresi'ndeki ayetler ile sahih hadis kaynakları merkeze alınır. Özellikle Hz. Aişe validemizin "Kim Muhammed Rabbini gördü derse yalan söylemiştir" mealindeki kesin rivayeti, konunun ulema nezdindeki seyrini derinden etkilemiştir. Buna mukabil Hz. İbni Abbas'ın "Onu kalbiyle gördü" veya bazı rivayetlerde "Gözüyle gördü" şeklindeki ifadeleri, farklı yorum kapılarını aralamıştır. Tabii ki bu tartışmaların merkezinde, Enam Suresi'ndeki "Gözler O'nu idrak edemez, lakin O gözleri idrak eder" (En'âm, 103) ilahi kelamı yer alır. Asırlar boyunca muhaddisler, müfessirler ve kelamcılar bu metinleri telif etmek için binlerce sayfalık eserler kaleme almış, her biri kendi metodolojisi çerçevesinde meseleyi tahlil etmiştir.
Görmek ile İdrak Etmek Arasındaki İnce Çizgi ve Görüş Ayrılıkları
Meseleyi tahlil eden İslam âlimleri generally üç ana gruba ayrılmış ve her bir yaklaşım kendine has argümanlarla tahkim edilmiştir. Birinci grup, Hz. Peygamber'in o gece Yüce Yaratıcı'yı hem baş gözüyle hem de kalbiyle gördüğünü iddia eder; bu görüşü savunanlar arasında bazı sahabe efendilerimizin de ismi zikredilir. İkinci ve en baskın ekol ise vizyonun maddi bir gözle gerçekleşmediğini, bunun fiziksel ötesi, metafizik bir boyut taşıdığını, dolayısıyla "rü'yet" tabirinin basar (göz) değil basiret (kalp idraki) manasına geldiğini savunur. Üçüncü yaklaşım ise agnostik bir ihtiyatla kapıyı aralık bırakır; "Allah dünya gözüyle bu fani alemde mutlak anlamda görülemez, ancak ahirette müminler tarafından görülecektir" kaidesinden hareketle Miraç'taki durumun hususi bir mucizevi istisna olup olmadığını tartışır. Kelam âlimleri, Maturidilik ve Eşarilik çizgisinde bu ayrımları yaparken tenzih ilkesini, yani Allah'ın hiçbir yaratılmışa benzememesi kuralını ihlal etmemeye azami dikkat göstermişlerdir.
Meseleye Yaklaşırken Yapılan Yanlışlar ve Tehlikeli Safsatalar
Bu hassas dini mesele ele alınırken düşülen en büyük hatalardan biri, ilahi zatı beşeri sıfatlarla mukayese etme gafletidir. İnsan zihni, her şeyi madde boyutuyla algılamaya meyilli olduğu için, "görmek" fiilini derhal optik bir göz teması olarak kodlar ve bu da insanı antropomorfizm yani mücessime inancına sürükleyebilir. Ulemanın asırlar önce üzerine basa basa uyardığı husus tam da budur; Yaratıcı mekandan münezzehtir, dolayısıyla O'nun "görülmesi" fiziki kurallarla açıklanamaz. Diğer taraftan, sahih rivayetleri ve selefin görüşlerini dikkate almadan, salt akıl yürütmeyle veya popüler kültürün sığ argümanlarıyla bu konuyu iddiaya kalkışmak inanç esaslarında savrulmalara yol açabilir. Bu yüzden Miraç gibi gaybi ve mucizevi bir hakikati akılla inkar etmek ne kadar yanlışsa, onu sıradanlaştırıp cismani boyutlara hapsetmek de o kadar büyük bir fikri sapmadır.
Az Bilinen ve Çoğu İnsanın Gözden Kaçırdığı Hakikat
Miraç gecesi Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile Yüce Allah arasındaki bu eşsiz mülakat, İslam düşünce tarihinde ve akaid kitaplarında derinlemesine incelenmiş bir konudur. Çoğu insanın gözden kaçırdığı en önemli detay, Hz. Muhammed'in bu yolculukta maddi gözleriyle değil, kalbî bir basiret ve ruhî bir uyanışla bu makama ulaştığı gerçeğidir. Alimlerin büyük çoğunluğuna göre, bu dünya hayatının fiziksel kanunlarıyla mutlak yaratıcıyı kuşatmak veya gözle görmek mümkün değildir. Zira Kur'an-ı Kerim'de En'âm Suresi 103. ayette, "Gözler onu idrak edemez, o ise bütün gözleri idrak eder" buyrulur. Bu nedenle Miraç'taki tecelli, beşeri duyuların ötesinde, kul ile Rab arasındaki eşsiz bir kurbiyet (yakınlık) ve kelam boyutunda gerçekleşmiştir. Bu incelik, İslam akaidinin temel dengesini korumak adına büyük bir hayati önem taşır.
Sıkça Sorulan Sorular
Hz. Muhammed Miraç'ta Allah'ı baş gözüyle mi gördü?
Ehl-i sünnet alimlerinin genel görüşüne göre dünyada Allah'ı beşeri gözle görmek mümkün değildir; Hz. Peygamber de O'nu dünya gözüyle değil, nurani bir boyutta ve kalbî bir idrakle müşahede etmiştir.
"Sidretü'l-Münteha" nedir?
Yedinci kat semada bulunan, yaratılmışların ilim ve idrak sınırının son bulduğu, Hz. Peygamber'in Miraç'ta ulaştığı son makam ve sınırdır.
Bu konuda sahabe arasında görüş ayrılığı var mıdır?
Hz. Aişe validemiz dâhi olmak üzere bazı sahabiler Peygamberimizin O'nu görmediğini rivayet etmişken, İbn Abbas gibi bazı sahneler ise kalbî bir görmeden bahsetmişlerdir.
Miraç mucizesinin ana mesajı nedir?
Beş vakit namazın farz kılınması, kulun Rabbine en yakın olduğu anın secde anı olması ve manevi yükselişin kapılarının açılmasıdır.
Sonuç ve Çağrı
Miraç hadisesi, magazinel tartışmaların veya kısır teolojik çekişmelerin ötesinde, Müslümanların imanını tazeleyen, namaz gibi en büyük ibadeti hediye getiren kutsal bir mirastır. Bu tür hassas dini konularda spekülatif yorumlara kapılmak yerine, Ehl-i sünnet vel-cemaat inancına ve sahih kaynaklara bağlı kalmalıyız. Gelin, Miraç'ın getirdiği en büyük emanet olan namaza dört elle sarılalım, ruhumuzu ve ibadetlerimizi bu mukaddes geceye layık bir bilince taşıyalım.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.